Torun Aşkı

Özlem Ketenci
2 Yorum

Efendim iyi günler. Bana ayrılan Balkafa köşesinde yine sizlerle olmaktan keyif ve haz duymaktayım 🙂 Tazecik, yepyeni, torun kucaklayan bir anane olarak çook fazla anı biriktirdim sizler için. E bu doğum olayı da ABD’de gerçekleşince zevkle ve merakla okuma katsayınız da yükselecek diye düşünüyorum, yani pişman olup “ Ayy ne sıkıcı bir yazıymış nerden okudum şimdi tüm bunları!” deme ihtimaliniz yok 🙂

Analık zor zanaat arkadaş! Hani öyle çocuk küçükken zor canım, büyüdükçe nesi zor olacak ki diye bir fakir avuntusu vardır ya, heh o işte yok aslında.. Yani olmasın.. Kendinizi kandırmayın. Ya da kandırın bana ne. Kucağınızdaki süt bebek büyürken hadi okulunu, hastalıklarını, ergenliğini, bunalımlarını, aşklarını vb yok saydınız diyelim, amaa sizi öyle bir yaşta öyle bir “ Ohh çocukları da büyüttük şimdi kendimiz için yaşayalım birazda yahu! “ derken anane yada babane yada dede yapacak kiiii, öyle şap diye kalktığınız koltuğa çömüp bakakalacaksınız. Kendinizi 10 saatlik NewYork uçuşunda buluverebilirsiniz günün birinde.

Haydi bakalım sil baştan! Yeni bir sancı, yeni bir korku, yeni ve kocaman bir aşk daha! Hemde bu kez cahilce de değil, tecrübeli ve olgun yaşta çıkagelen dağları delen bir aşk! Torun aşkı 🙂

Benim torun, Türkiye’deki hastanelerin suyu çıktığı, yatak bulunmadığı için Amerika’da doğsun istedik. Malumunuz bebek kısmı Amerika’da daha rahat ve sağlıklı doğuyor, annelerini hiç üzmüyor hayırlı evlat falan oluyor ya ondan işte.  Yoksa Amerikan vatandaşı olsun, her biyere vizesiz girip çıkabilsin, ilerde Allah sakına Türkiye’de kötü bir şeyler olur molur, hemen yurt değiştirip kendini sağlama alabilsin falan diye asla değil. 2 ay öncesinden ailece Amerika’ya gitme nedenimiz de bebek sanılmasın, biz sadece gezmeye gitmiştik o arada bebek doğuverdi, bak şu Allah’ın işine.. E hayırlısı buymuş 🙂

Haa kötü mü oldu?! Asla… Şimdi yiğidi öldür hakkını yeme, adamların sağlık ekibi müthişti. İnsana saygı bizden iyi mi! Beş basmasa da 3 basar! Bizim hastane iyiydi ama öbür Amerikan hastaneleri nasıl onu bilemem, sanırım bir çifte standart olayı orada da var.. Yine de fakir ve zengin arasında o kadar büyük sağlık uçurumları yok.. Ama yollar evsiz ve sigortasız sefil insanlarla dolu mu? Dolu… Durumları bizim Suriye’lilerden bile beter mi? Beter… Ay ne bileyim! Araştırmacı bir yazar olarak kafam çok karıştı mı? Karıştı… Özgürlükler ülkesinde normal insandan daha fazla deli insan var mı? Var… Hepsi gayet güzel mi yaşıyor? Hayır!… O zaman bu neyin özgürlüğü? Bilemiyorum..

Onu bunu bilmem ama şunu bizzat yaşadığım için bilirim; Amerika’da göreve, mesleğe saygı ve özen bize beş basar arkadaş! Adam çöpçü, ama görsen dersin ki; “Çöp ve Sokak Atıkları Denetleme Ltd. Şti.” Mastır CEO’su.  Adam aşçı ama görsen dersin ki; “Yemek ve Gıda Sektörü Denetleme Merkez Komitesi Asil Başkanı.”  Kadın hemşire ama görsen dersin ki; “Dünya Tıp Komitesi Doktorlar Birliği Genel Sağlık Sekreteri.”  Yok böyle bir mesleğin hakkını vermek ve kendi dalında en kaliteli hizmeti sunmaya çalışmak! Bir kere herkesde biz Türk insanına çok komik ve uzak gelebilecek bir görev aşkı ve görev ciddiyeti var… Öyle  hademeyle hemşireyle falan cıvıyarak, tuhaf espriler yaparak konuşamıyorsun, zaten öyle bir tatlı-sert mesafe koyuyorlar ki bunu isteyemiyorsun bile… Hademe odaya elinde kovası ve beziyle girdiğinde kendimi ayağa kalkmış ceketimin düğmesini iliklerken buldum,  sonra da ayak altında dolaştığım için özür dileyip çıktım odadan, o da kibarca özrümü kabul etti. O derece yani..

Bunları neden anlatıyorum? Çünkü bu görevini ciddiye alan toplum bilinci sayesinde zor bir süreci asgari zararla atlattık… Anne karnında her şey normal giderken ve normal doğum beklenirken birden bire bebeğimizin kalp atışlarında ritm düşüklüğü başladı.. İşte o sırada bu muhteşem görev ciddiyetinin, seri bir ekip çalışması haline nasıl dönüştüğünü bizzat izlenimleyebilendim… Herkesin kendi işine tamamen vakıf olmasının, herkesin işinde “ Usta“ olmasının önemini…. Belli ki bu hastanede kimse torpille ya da tanıdıkla ya da başka bir şekilde görev almamıştı! Sadece ay başında alacakları maaş için değil, canla başla görevlerini iyi yapmak için çabalıyorlardı. Bu hastanede herkes kendi işinde ustaydı. Kapı görevlisinden hademesine, kantin sorumlusundan hemşiresine!… Amerika iyi midir kötü müdür bilemem ama görev bilincini oluşturmuşlar, bunu kendi gözlerimle gördüm, ruhumda da kıskanarak yaşadım. Darısı bize ve bizim toplumumuza amin 🙂

Hastanede kızımın başındayım.. Doğum kasılmaları başlayan, daha düne kadar yeni doğurduğumu sandığım kuzu kızım, kendi kuzusu nam-ı diğer “ Kuş lokumu “nu doğurmak üzere…

2 aydır Amerika’da beklediğimiz gün gelmiş çatmış. Ama öyle bir çatmış ki, yüreğimize de kaşlarını çatmış! Bebeğin kalp atışları sorun çıkarıyor.. Bazı kasılmalarda ritm 120’den aşağılara düşüyor. Doktorların ekip olarak bir anda ustaca ve komplike telaşı oldukça korku verici ve ciddi.. Üstelik ingilizce konuşuyorlar ve benim ingilizcem “ Hello, is it me you looking for “ seviyesinde.  Kısacası kümesinde kavga çıkmış bir ana tavuk gibi hissediyorum kendimi o sırada… Civcivim o kargaşada ezilip ölecek gibi geliyor, üstelik civcivim civcivine hamile, Civcivlerim tehlikede 🙁

Kenara çekilip yaklaşık 10 doktor ve sayısız sağlıkçının odaya doluşmasını izliyorum kabusumda. Yani gerçek bir olayın içinde yaşayan kabus gibi hissediyorum kendimi. Bir anda oluyor çünkü her şey! Bir anda kızım kalp makinesine bakıp “Anne doktoru çağır!!” diye bağırıyor. Bir anda gözüm makineye takılıyor ve o an görüyorum 120’lerde gezinen kalp atışının önce 70’lere sonra 30’lara hızla düşüşünü!… Aniden fırlıyorum koridora “ Please please “ diye haykırarak, ve o anda bir bakıyorum ki tüm koridor hemşire ve doktor dolmuş!, ordular halinde bizim odaya çoktan koşuyor bile!

Artık yataktaki kızımı göremiyorum, tüm doktorlar onu bir sağa, bir sola, bir yüzüstü, bir dizüstü delicesine bir hızla evirip çeviriyorlar.. Neden böyle yaptıklarını da anlayamıyorum, neden her şey normal giderken birden böyle olduğunu anlayamadığım gibi…. Gözleri hep makinede ve kalp ritmi düşmeye devam ediyor!.. Kabus muydu gerçek miydi halâ bilmem ama, bana bir ömür gibi gelen bir müddet, makinenin ekranında sıfırı bile gördüğüme yemin edebilirim. Bir şeye daha yemin edebilirim ki böyle bir mahşer anında insan salağa bağlıyor!  Kimse yapmam demesin tuhaf hareketler yapılabiliyor, Mesela ben kendime “çekim yapma!” diye bağıran doktorların sesiyle gelebildim ve çekimi durdurdum. İnanabiliyor musunuz?! Kızım orda kızının hayatını kurtarmak için tepetaklak evrilip çevriliyor, karnı burnunda ve sancılar içinde, ben doktorları ve çabalarını videoya çekiyorum. Olacak iş değil, ne yaparım ne yaptırırım dediğim büyük tuhaf bir salaklık hali! Amacım neydi acaba? Bilmiyorum.. Aklım sıra sonradan elimizde görüntü olsun diye istemiş olabilirim herhalde diye düşünüyorum… Ay neyse açıklaması yok işte, tuhaf bir ultra salaklaşma hali.

Doktorlardan ve kızımdan haklı postamı yedikten sonra gölgemi de alarak panik odasının kenarına çekildim. Artık kendimdeydim nispeten. Makine simsiyahtı. Kalp atışı yoktu. Odada tam bir yaşam mücadelesi vardı artık… Geri rica edilen bir yaşam.. Pamuktan ince bir siyah iplik. Bilmiyorum belki de ben öyle hissettim.

Çaresiz kaldığın bir an gelir ve kendini dua ederken bulursun. 7 tane aç doyurmaya adak yaparken yakaladım kendimi.. Ellerim tam bir müslüman duası şeklinde açılmış yukarıya doğru, yüzümün bembeyazlığı oğlum olsa anca bu kadar sevebileceğim damadımın sapsarı ifadesine yansıyor. Hristiyan memleketindeyiz güya. Ama şekil şemal yok bu hristiyan doktorlarda ve sağlık ekibinde sanırım… Şekil şemal, anlayış hoşgörü, saygı sorumluluk ve hak konusunda, en azından bireysel olarak bizden daha müslüman ( her açıdan örnek ve iyi insan ) olduklarına eminim.

Sonrasını pek hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey civcivimin sezaryene alınması ve benim usul usul ağlayarak, hastanenin bekleme salonundaki paralı makineye devamlı 1.5 dolar atıp şekerli pirinç patlağının çekmeceden düşmesini bekleyişim.

Sonrası mı? Sonra, yani tüm bu olaylar yaşanılıp kabus sona erdikten sonra bir de baktık ki hepsi kabusmuş.

Yeni doğan bebeklerin yerleştirildiği bölümün kapısındaki iri yarı Amerika’lı görevli, biz ingilizce kem küm “bebeğimizi acaba bir kez görebilir miyiz?!” nasıl denir acaba diye düşünürken koca beyaz dişleriyle gülümsedi ve dedi ki; “What a beatiful baby, her father can go in…. ( Son cümleyi googledan çeviri yaptım çünkü ingilizcem halâ onlar kadar seviyeli değil 🙂 )

Bebeğimizi alıp 10 saatlik uçak yolculuğuna başladığımızda iç düşüncem şuydu;  “Onlar çok modern düşünceli ama lüks değil, biz çok lüks düşünceliyiz ama modern değil.“

Sonra uyumuşum…

2 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

2 Yorum

Avatar
Melis 3 Şubat 2018 - 15:02

Ay cok duygulandim, beni de aglattiniz. Saglikli omru olsun Kus lokumu nun. ?

Reply
Avatar
Özlem Ayhan Ketenci 12 Şubat 2018 - 15:48

Çok teşekkürler güzel dilekleriniz için 🙂

Reply

Yorum Yaz