Teknoloji Bağımlılığı- Akıllı Telefon Kullanımı

İpek Kıran
0 Yorum

Akıllı telefonlara neden bu kadar ihtiyacımız var hiç düşündünüz mü? Yapılan araştırmalar 2 önemli noktaya dikkat çekiyor. Birincisi günlük hayatı yakalama çabasıyla mail, mesaj ve sosyal medya kullanımının fazla olması. İkincisi ise sıkıldığımız, kaçmak istediğimiz ortamlarda telefonları adeta bir kurtarıcı olarak görüyor olmamız. Biz yetişkinler için bile hal böyle olunca, çocukların teknoloji bağımlılıklarına çok da şaşırmamak gerektiğini düşünüyorum.

Çağın bir gerekliliği haline gelen teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanırken, bunun bir “bağımlılık” olduğunu aslında dilimizle hepimiz kabul ediyoruz; fakat özellikle akıllı telefonların depresyonu tetikleyen en önemli faktörlerden biri olduğu konusunda pek çoğumuz yeterince farkındalık sahibi değil. Neden derseniz… Çünkü sosyal medyada kişiler genelde mutlu olduğu anları paylaşıyorlar ve bu da zamanla kişiler arasında bir yarış haline geliyor. Gerçek yaşantısında mutsuz olan bir kişi, sosyal medyada başkalarının mutlu olduğunu gördükçe karamsarlaşıyor. Şimdi kendinizi düşünün, paylaşımlarınız arasında hiç ağladığınız veya kendinizi kötü hissettiğiniz anlara ait fotoğraflar var mı? Sadece bu da değil, mutlu bir anımızı da paylaşırken çoğu zaman o anın güzelliklerini kaçırıyoruz.

Peki nasıl oluyor da sosyal medyada ya da internette bu kadar zaman geçirirken buluyoruz kendimizi? Gelin öncelikle bu çarkın ilk hamlesi olan “bildirimleri” inceleyerek başlayalım.

Günlük hayatımızda telefonlarımıza gelen bildirimler üzerine yapılan bir araştırmaya göre, en çok aşağıdaki uygulamalar üzerinden bildirim alıyoruz:

  • Sistem Uyarısı ( güncelleme)
  • Whatsapp, SMS
  • Sosyal Medya
  • Kişisel bildirim ( adımsayar, ajanda..)

Peki ya bunlar bizi nasıl etkiliyor?

  • İlk anda kulağa biraz tuhaf gelse de cep telefonu kullanımı kişilerin mod değişimini sağlıyor. Telefonun şarjının bitmesi, kimseye ulaşamama hissi veya gelen mutluluk verici mesajlar aslında hayatımıza yön veriyor.
  • Bunun yanı sıra, incelenen veriler 16-20 yaş arası kişilerde bağımlılık riskinin daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni ise ergenlik döneminde sanal ortamdaki iletişim isteğinin, yüz yüze iletişim isteğinden daha ağır basması. Çünkü ergenler istedikleri kimliğe sosyal medya üzerinden rahatlıkla bürünebiliyor.
  • Araştırmaların bir diğer sonucu ise şu: Kişinin boş zamanı ne kadar çoksa, telefonla vakit geçirme oranı o kadar artıyor. Bu da kişinin teknolojiye olan bağımlılığını arttırırken, beraberinde dikkat dağınıklığı, dürtüsellik gibi sorunları da getiriyor.

Teknoloji gün geçtikçe değişiyor ve durmaksızın gelişmeye devam ediyor. Biz de bu durumu hayatın olağan akışı içerisinde kabul etmiş bireyler olarak hızlıca tüm uygulamalara girip çıkıyor, bu mecralarda geçirdiğimiz sürelerin çetelesini tutmuyoruz. Bazen bu geçişler o kadar hızlı oluyor ki uyaran çokluğu karar vermemizi bile etkiliyor. Olumsuz kararlar aldığımızda kendimizi suçlasak da, bunun stresi ile başa çıkmakta zorlanıyoruz. Bu baskı da kimi zaman öfkeli veya depresif davranışlar sergilememize neden olabiliyor.

“Görülüyorum, öyleyse varım!”

Sosyal medya ile birlikte kişilerin algısı bu yönde değişmeye başladı desem hiçbiriniz beni yadırgamaz sanırım. Yapılan paylaşımların çokluğu, alınan beğeni ve yorum sayısı kişileri gerçek hayattan uzaklaştırıp, ışıltılı sanal dünyanın içine çekiyor. Bu dünyanın sihri, kişilerin hayal ettikleri gibi biri olmasını sağlarken, onları yalnızca sanal alemde mutlu bir hayata mahkum ediyor. Bu dünyadaki pek çok arkadaş ve binlerce beğeninin karşısında, gerçek hayatta gerçek dostlukların kademe kademe inşa edilmesi yer alıyor. Pek tabi emek, sevgi, hoşgörü, anlayış gibi kavramları içinde barındıran bu süreç insanları zorluyor; dolayısıyla kişi daha az eforlu ama daha konforlu olan sanal dünyanın içerisine kendini hapsederken, aslında kendi mutsuzluğuna zemin hazırladığının da farkına varmıyor.

Hem gerçek hayatta hem de sanal alemde var olmaya çalışmak ciddi dikkat, odaklanma ve bunu sürdürebilmeyi gerektirir. Sanal aleme kendinizi uzun süre kaptırmanız; odağınızı sürdürememenize, detayları kaçırmanıza ve dinlediğinizi anlamamanıza yol açar.

Durum çocuklar içinse biraz daha kritik. Çocukların en önemli özelliği olan hayal kurabilme yetenekleri, sosyal medya ve internet ile birlikte kayboluyor ve çocuk olma süreleri azalıyor. Kendilerini yetişkin gibi hissettikleri için de ebeveynleri ile çatışmaları şiddetleniyor. Buna en güzel örnek ise; ergenlik başlama yaşı olarak kabul edilen 12’nin, günümüz uyaranların çoğalması ile birlikte 9-10’lu yaşlara düşmüş olması.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki insanların %70’i internet kopukluğu yaşadığında kaygı seviyelerinde yükselme gözüküyor. Ergenler ise 45 dk telefonlarından ayrı kaldıklarında kaygılarının arttığını, özgürlüklerini kaybettiklerini, gerildiklerini ve kaybolmuş hissettiklerini söylüyorlar.
Üstelik internet ve sosyal medya bağımlılığı artmış gençlerde, kişiler arası
bağlar gitgide zayıflıyor ve bu da sosyal ortamlarda kendine güvenen ve ifade güçlüğü yaşamayan bireyler olmalarını engelliyor.

Çocuklarınızı teknolojiden biraz olsun uzak tutmak için neler yapabilirsiniz?

Akran grupları ile sosyalleşmeleri, uygun sportif faaliyetlerde veya aktivitelerde bulunmaları sağlanmalıdır. Küçük yaş gruplarında bir kaç seçenek sunup aralarından seçmeleri istenebilirken, ergen gruplarında kendi tercihlerinin olması önemlidir. Aile zoruyla, istemediği bir sportif faaliyet içinde olmak yarardan çok zarar sağlayacaktır.

Unutmayın, bizler birer yetişkin olarak bize dikte edilen şeyleri yapmak zorunda kaldığımızda, nasıl motivasyonumuz düşüyorsa aynı şey çocuklarımız için de geçerlidir. Bu nedenle onları bir sürecin içine sokmadan önce fikirlerini almayı ihmal etmemeli, onların varlığını ve bir birey olduğunu kabul ettiğinizi tüm içtenliğinizle göstermelisiniz. 🙂

Kaynakça: Yeşilay 4. Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi Notları (27-28 kasım 2017)

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz