Sanatın Tıp ile Kardeşliği

Çiğdem Ertem
0 Yorum

Sanat ve Tıp iki farklı alan gibi gözükse de yüzyıllar boyu hep bir arada olmuştur.

Mesleki olarak dahi her zaman iç içe oldukları söylenebilir. Avrupa Ortaçağında, pek çok nedenden dolayı  insanlar kendilerini bir mesleki gruba dahil etmeye çalışmaktaydılar. Örneğin; 1400 lü yılların ilk yarısında eserler vermiş Hollandalı ressam Van Eyk, doktorlar loncasına, yani doktorların oluşturduğu meslek grubuna üye idi.

Birbirinden apayrı kulvarlarda yol alan bu iki dal, yüzyıllar boyu aslında kopmayan bir bağ ile birbirine kenetlenmiştir.

Sanatçılar hep tıp ile ilgilenmişler, kimi zaman ise tıbbın tam içinde yer almışlardır. Sanatın hemen her alanıyla uğraşmış Leonardo da Vinci, sanat yaşamı boyunca insan fizyolojisi ve anatomi ile ilgilenmiş, hatta tıp okullarında çalışmalar yapmış, burada gördüklerini resme dönüştürmüştür. Yapmış olduğu bu çizimlerin bazılarının anatomi konusundaki ilk çizimler olduğu söylenir. Tüm bu çalışmaları yapan Leonardo, “İnsanın yorumlanmasının ancak sanatla olabileceğini” savunmaktadır. Bunun nedenini belki de sanat ve tıp mesleğinin doğrudan doğruya insan üzerine odaklanmasında aramak gerekir.

Sir William Osler, 1892 yılında “insanlar arasında büyük farklılıklar olmasa tıp, bir sanat yerine bilim olabilirdi” demişti. Sanat alanındaki gözlem, duyumsama ve yapıt üçgeni farklılık ve değişimi kendi içinde barındırır. Tıp alanında da doktorun hastayı gözlemlemesi, onu duyumsaması ve teşhisi de farklılık ve değişim bağlamı içindedir. Her sanat yapıtı özgündür, kendi başına bir sorun, durum ve amaç için yapılmıştır. Tıpkı “hastalık yoktur hasta vardır.” diyen tıp alanı gibi… Aynı şekilde tıp alanında doktorun karşılaştığı her problem de özgündür, hasta olan kişiye aittir ve biri diğerine benzemez. Belki de o yüzden yüzyıllar boyu sanatçılar ile doktorlar arasında adı konmamış bir kardeşlik oluştu ve bu kardeşliğin kesişim noktası insanın “belirsizliği” oldu. Belirsizlik tıbbın da, sanatında var oluşu, doğasıdır. Sanat, doktorlara bir yandan görme, hissetme ve insani becerilerini arttırma olanağı verirken, diğer yandan hastalarının duygularını anlamalarını sağlayacaktır.

Batıda teknolojik teşhis yöntemlerinin yanında artık pek çok doktor,  hastalarının rahatsızlıklarını sanat terimleri ile ifade etmelerini istemekte, hasta ile ilişkide sanatın görsel etkisi ve yalın anlatım niteliğini daha fazla kullanmaktadır.

Yine benzer biçimde tıp eğitiminde simetri, şekil ve harekete kadar değişen sanatsal kavramları incelemek için zaman zaman doktor adayları, sanatçılar ve sanat tarihçileri ile birlikte workshoplar yapıp müzeleri geziyorlar. Sonrasında da  bu deneyimlerini, hastaları üzerinde yaşıyorlar. Daha şimdiden sonuçların mükemmel olduğu konuşuluyor.

Çevremizde pek çok insan geçirdiği bir operasyon veya acil müdahale sonrasında vücudunda kalan izlerden o operasyonu veya müdahaleyi  yapan doktor hakkında yargıda bulunuyor. Bu yargı çoğu kere tıbbi bilgiden uzak ve tamamen estetik kaygılara dayalı değil mi? Yine pek çok doktor ve cerrah basit bir operasyonda dahi  kalıcı olabilecek bir izi saklamaya veya en azından estetik kaygılar ile görünüşünü düzenlemeye çalışmıyor mu ?? Sırf bu nedenle bazen düşünürüm plastik cerrahlar aslında malzemesi insan olan heykeltıraşlar mıdır diye…Yaptıklarına baktığımda onları heykeltıraşlığa daha çok yakıştırıyorum.

Tüm bunlar ile anlatmak istediğim, evet, sanat ve tıp kardeştir…

Bu kardeşliğin oluşması ancak geleceğin doktorları, cerrahları olacak çocuklarımızın, doğru ve yararlı bir  sanat eğitimi almasıyla mümkündür. Çocukluk döneminde alınan sanat eğitimi, çocuklarımızın estetik duyularını geliştirmek ile kalmaz, onlara düşünme yöntemi kazandırarak soyut problemler ile baş etmeyi öğretir. Bunun yanında; onların gözlem yeteneklerini geliştirerek  insanı daha iyi tanımasını sağlar.

Sanat formasyonu sağlam bireyler olarak yetiştirdiğimiz çocuklarımızın gelecekte başarılı birer doktor olabilmeleri dileği ile…

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz