Otizmin Farkındayız!

Balkafa Ekibi
0 Yorum

Merhaba Balkafa okurları 🙂

Bilindiği üzere bugün 2 Nisan, Otizm Farkındalık Günü. Bizde otizm farkındalığına vurgu yapmak için, Uzman Klinik Psikolog Aylin Tetik Kabil ile otizm üzerine bir söyleşi yapalım istedik. Pek çoğumuzun sıklıkla duyduğu otizm kavramını derinlemesine el aldığımız bu söyleşi umarım herkesin farkındalığının artması için güzel bir araç olur. Aylin Hanım’a bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ederken, lafı uzatmadan söyleşimizin detaylarına geçelim. 🙂

Tek seferde bir çocuğa otizm tanısı konulabilir mi?

Evet, 10 dakika da bile konulabilir. Otizm spektrum bozukluğu belirtilerinin sayısı, şiddeti ve bunların görülme sıklığı bu tanıyı almış bireyler arasında farklılıklar gösterir. Bir çocukta otizm problemi çok ağır seviyelerde ve daha yoğun gözlenebileceği gibi, çok hafif seviyelerde de olabilir. Bu problemi ağır olarak yaşayan bireylerin tespit edilmesi ve tanılanması çok kısa süreler içinde yapılabilir. Tabii ki daha hafif uçlarda olan bir çocuğu teşhis etmek için daha fazla zamana ihtiyaç vardır.

Bir çocuk büyürken, normal şartlarda, kendilerini şüphelendirici bir durum yok ise anne-babası çocuğunu bir psikoloğa ya da bir psikiyatriste götürmeyi düşünmez. Fakat bir ebeveyn, özellikle de anne “Benim çocuğumda bir farklılık var” diyorsa,  bunun üzerinde durulması gerekir. Çocuğunda ‘farklı’ bir durumun olduğunu anlaması için bir annenin uzman olmasına gerek yoktur. Sadece anne olmak, adını koyamasa da bir ‘farklılığın’ olduğunu sezgisel olarak anlamak için yeterlidir. Bir anne her zaman çocuğunun ertesi gün hasta olacağını hisseder. “Bir tuhaflık var. Bu çocuğun ateşi çıkacak.” der. Etrafındakiler “Sen pimpiriklisin.” deseler de ertesi gün çocuğun ateşi çıkar. Bu sezginin içerisinde çocuğu çok iyi tanımanın verdiği bilgi ve tecrübe de elbette vardır. Dolayısıyla, bir anne çocuğu için bir uzmana başvurarak “Bizimle yeterince ilgilenmiyor, gözümüze bakmıyor, ismi ile seslendiğimizde bize cevap vermiyor, daha çok kendi kendine oynuyor, akranlarıyla bir arada olmak istemiyor, henüz daha yaşıtları gibi konuşamıyor, davranış ve tavırlarında bir tuhaflık var” gibi ifadeler kullanıyorsa onu iyi anlamak  gerekir. Tabii ki anneler teşhis koyamazlar, ayırıcı tanımlamayı yapamazlar. O noktada da uzman desteğinden faydalanırlar.

Otizm kaç yaşından itibaren anlaşılabilir? 6 aylık bir bebeğe otizm teşhisi konulabilir mi ?

Otizm tanısı resmi olarak 3 yaşından sonra konulur. Ancak bu problemin belirtileri 3 yaş öncesinde ve çok erken dönemlerde de kendisini gösterir. Burada, gelişimsel olarak elde edilmesi gereken bazı beceri ve basamakların zamanında ortaya çıkmaması otizm belirtileri olarak değerlendirilir. Ama çevresel koşullar, anne babanın o anki ruh halleri, bebeğin yeterli uyaran alıp almadığı sorgulanıp süreç bilinçli takibe bırakılır.

Bebekler 2-4 aylık iken insan yüzüne ve sesine yönelir ve bilinçli olarak kendileriyle konuşulanı dikkat ederek dinlerler, konuşana ilgi gösterirler. 5-7 aylık iken isimleri çağrıldığında o yöne yönelirler (isimlerini tanırlar). 7-10 ay arasında ce-e, fış fış kayıkçı gibi sosyal oyunlara pozitif bir şekilde karşılık verirler. 7-11. aylar arasında tel sarar, baş-baş, alkış gibi sosyal oyun ve taklitleri yapmaya başlarlar. Otizm probleminin ağır yaşandığı bebeklerde 6-9 aylıktan itibaren otizm belirtileri insan yüzüne ilgi göstermeme, göz kontağı kurarak yeterli sürede karşısındaki kişiye yönelmeme, ismine seslenildiğinde bakmama, sosyal taklide dayalı oyun ve davranışlarda bulunmama gibi beceri eksiklikleriyle fark edilebilir.

Otizmin diğer belirtileri nelerdir? Anne babalar hangi durumlarda otizm şüphesi ile bir psikoloğa danışmalıdır?

Bebekler gelişimsel olarak 9-10 aylar arasında iki sesli heceleri tekrar etmeye ve ba-ba-ba, me-me-me, ma-ma-ma gibi hece tekrarları yapmaya başlarlar. 10-12 ay arasında isteklerini ses çıkararak ve işaret parmaklarıyla işaret ederek ifade etmeye başlarlar. 10-11 aylık olduklarında bahsedilen aile bireyine doğru yönelirler. 1 yaşına geldiklerinde al/ver/gel gibi basit yönergeleri anlarlar ve yerine getirirler. Yine 1 yaşında ‘anne-baba-dede-mama’ kelimelerini anlamlı olarak kullanarak aile bireylerine seslenirler. 1,5 yaşlarında sık karşılaştıkları nesne, hayvan ve insan isimlerini tek kelimelerle ifade ederler. 19-21 aylıkken “Anne gel”, “Baba git”, “Baba iş” gibi iki kelimelik ifadelerle kendilerini anlatmaya başlarlar. 2 yaşında iken çok çeşitli iki-üç kelimelik ifadeleri bağımsız olarak kullanırlar.

Bir çocuk 18 aylık olup da  bahsedilen sosyal etkileşim ve iletişim becerilerini halen kazanamamışsa, dil gelişiminde al/ver/gel gibi basit yönergeleri anlamıyorsa ve tek tek kelime kullanımı görülmüyorsa, işaret edilen yere bakmak gibi sosyal bir odağa dikkat edemiyorsa, oyuncaklarla amacına ve işlevine uygun olarak oynayamıyorsa (Örneğin, bebeği besleme, arabayı sürme, davulu çalma, küpleri üst üste koyarak kule yapma gibi.), ağzını, burnunu göstermesi gibi öğretilmeye çalışılan yaşına uygun bilgileri öğrenemiyorsa otizmden şüphelenmek gerekir.

Otizmde, gelişimsel olarak kazanılamayan becerilere ek olarak rutinlere bağlılık, değişikliklerden huzursuz olmak, yineleyici ve tekrarlayıcı hareket ve davranışlara meyil (Örneğin sık sık yuvarlak cisimleri döndürmek, sürekli bir yerlere dokunma isteği, yüzünde tekrarlayan parmak hareketleri yapmak gibi), ilgi alanlarında sınırlılık (Örneğin, çoğunlukla kitaplarla haşır neşir olmak, başka oyuncaklara yönelmemek gibi) da ayırıcı tanıda önemli olan diğer özelliklerdendir.

Otizmi gelişim geriliğinden ayıran şey nedir?

Asıl mesele insanlarla iletişim kurmak, etkileşim içinde olmak isteğine sahip olma ya da olamamadır.

Normal gelişimin en önemli özelliği çocuğun etkileşim içerisinde büyümesidir. Bebeğin ilk etkileştiği kişi annesidir. Anne çocuğu ile kendisi arasındaki etkileşimin niteliğine göre, daha 3 aylıkken bile çocuğuna baktığında, çocuğunun kendisine anlamlı bir bakışının olup olmadığını hisseder. O anlamlı bakış, anneye ‘seni görüyorum, seni fark ediyorum, seninle birlikte olmaktan memnun oluyorum’ hissiyatı verir. Öte yandan anne çocuğu ile bir bağ kuramadığını, etkileşime giremediğini, çocuğunun kendisine baktığını ama duygusal bir bağın olmadığını hissediyorsa, işte orada bir problem vardır. Otizm problemini yoğun, ağır olarak yaşayan çocukların anneleri bu şekilde, göz kontağında elde etmeleri gereken duygusal bağı yakalayamadıklarını belirtirler.

Bir de otizm problemini hafif yaşayan çocuklar vardır. Bu çocuklar özellikle anneleriyle olan ilişkilerinde isteklerini dile getirebilir, istediğinde bakabilir, göz kontağı kurabilir ve annelerine yönelebilirler. Fakat bu durumda da anne-babalar “Canı istediğinde yapar. Canı istemiyorsa hiç bir şeyi yaptıramazsınız” gibi ifadelerde bulunurlar. Bu durumu da iyi anlamak gerekir.

Her çocuk kendi isteklerini elde etmek için muhakkak bir davranış sergiler (Örneğin, bakar, ağlar, çekiştirir vb.). Asıl değerlendirilen sosyal amaçlar için etkileşim, iletişim ve ilişki becerisi ile karşıdakine yönelme niteliği taşıyan davranışlarıdır. Anne baba çocuğa “Gel!” dediğinde, çocuk dönüp bakıyor ise sadece anne baba istediği için bakıyordur, kendi canı onlara gitmek istediği için değil. Veya “Elma yemek ister misin?” dediğinde çocuk dönüp de olumlu ya da olumsuz bir cevap veriyorsa sosyal amaçlı olarak bir karşılık vermek için bunu yapıyordur.  İşte olması gereken ve beklenen davranışlar bunlardır. Buna sosyal amaçlı olarak etkileşime, iletişime, ilişkiye girme denir.

İlişkiye, etkileşime girme motivasyonu sadece kendi istek ve ihtiyaçlarını karşılamak için ise orada bir eksiklik vardır. Anne baba; “Bu çocuk ne zaman bir şey istese gelip bize öyle ya da böyle anlatıyor. Konuşamasa da hareketleri ile ifade ediyor” deseler de anne-babanın istekleri doğrultusunda çocuklarının harekete geçmediğini, sanki “umursamıyormuş” gibi davrandığını belirtirler. Bu da sosyal amaçlı olarak etkileşime girme alanında motivasyon eksikliğini gösterir ki, bu problemi tanımlayan önemli bir kriterdir. Örneğin boya yapmayı çok seven bir çocuk kalem için işaret eder, kalemi gösterir ama annesinin suratına bakmaz ve kalemler verildiği anda rahatlarsa, bu davranışı kendi canı istediği için yapıyordur. Fakat anne  “Hadi gel seninle boyama yapalım” dediği zaman, ona cevap olarak gülümsüyor, mutlu oluyor, bu mutluluğunu annesinin yüzüne bakarak ifade ediyor ve karşılıklı bir etkileşim içerisinde boyama yapıyorlar ise bu seferde sosyal amaç doğrultusunda annesinin isteğine cevap veriyordur.

Peki diyelim ki çocuk boyama yapma isteğine karşılık verdi fakat 10 sn sonra konudan uzaklaştı, bu da otizm belirtisi olarak değerlendirilebilir mi?

Burada belki bir dikkat meselesi tartışılabilir. Fakat çocuk yönlendirme doğrultusunda harekete geçebiliyorsa sosyal etkileşime motivasyonunun olmamasına dair bir problemden bahsedilemez. Çünkü çocuk karşısındaki tarafından getirilen yönlendirmeye cevap vermiştir. Fakat orada kalamıyor olabilir. Onun da ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Dikkat dağınıklığı otizm belirtisi olabilir mi?

Çocuk sosyal etkileşim içinde kalarak yönlendirmelere ya da isteklere olumsuz cevap verebilir.  Ya da dikkat dağınıklığı yaşadığından anı sürdüremiyor ve dürtüsel davranıyor olabilir. Aklına başka bir şey gelip, hemen başka bir tarafa kayıyor olabilir. Bu durumlar otizm belirtileri değildir.

Burada mühim olan çocuğun olumlu ya da olumsuz istek ve cevaplarını karşısındaki kişiye etkileşim ve iletişim içinde aktarma çabasının, isteğinin olup olmamasıdır. Otizmin yaşandığı durumlarda “Haydi gel birlikte boyama yapalım.” denildiğinde çocuk buradaki niyeti bile fark etmeyebilir, duygusal olarak algılayamayabilir. Söyleneni duyar, duyma ile ilgili bir sorun yoktur. Ama yapılmaya çalışılanı anlayamayabilir. Dolayısıyla da nasıl cevap vermesi gerektiğini de kestiremeyip arkasını dönüp kendi davranış ya da ilgileriyle meşgul olabilir. Sosyal bir ortama girmek, hoşça vakit geçirmek, karşılıklı bir şeyleri paylaşmak, iletişim kurmak niyetini anlayamadığından çocuğun orada olma isteği de yoktur.

Etkileşime giriyor fakat çocuk konuşamıyor ise bu otizm belirtisi midir?

Bu farklı bir durumun belirtisidir. Bu yaşlarda ayırıcı tanı çok önemlidir. Bir çocuk sosyal etkileşime girebilmesine rağmen iletişim becerileri alanında konuşmanın gelişimsel basamaklarını olması gerektiği gibi geliştirememişse bu daha çok spesifik dil bozukluğu da olabilir. Dolayısıyla, otizm alanında yapılan müdahaleden daha farklı bir yaklaşıma tabi tutulmalıdır.

Otizm spektrum bozukluğu tanısı almış çocuklarda konuşma becerisinin gelişimi görülebilir. Ancak burada konuşmanın içeriği, yaşından beklenen kalitede olup olmaması ve gelişimsel olarak beklenen dil gelişimi aşamalarını tamamlayamamış olması değerlendirmede önemli noktaları belirler. Çocuk sosyal etkileşime cevap vermek, sosyal amaçlı olarak etkileşim kurmak için mi konuşuyor tespit etmek gerekir. Sosyal amaçlı olarak etkileşim kurmak için konuşmuyor, sadece belli koşullarda, yoğunlukla kendi isteklerini ifade etmek amaçlı ve kısıtlı bir içerikle konuşuyorsa, yaşından beklenilen dil bilgisi kurallarını da geliştiremiyorsa yine otizm spektrumunun belirtileri içinde değerlendirilmelidir.

Söyleşimize burada kısa bir ara veriyoruz. Bu konunun devamı niteliğinde otizmli çocuk sahibi anne babalar nasıl davranmalı, otizmi önlemek mümkün mü, otizmli çocuklar özel bir eğitim almalı gibi konulara yer vereceğimiz bir sonraki yazımız bu hafta sizlerle olacak.

Sevgiyle kalın..

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz