Otizmin Farkındayız! (3.bölüm)

Balkafa Ekibi
0 Yorum

Merhaba Balkafa.com okurları, Otizm Farkındalığına vurgu yapmak adına Uzman Klinik Psikolog Aylin Tetik Kabil ile yapmış olduğumuz röportajlara kaldığımız yerden devam ediyoruz. Geçtiğimiz haftalarda  Otizm nedir? Otizm belirtileri nelerdir? Otizm tanısı kaç yaşından itibaren konulabilir? ve Otizm spectrumu nedir? Otizmli çocukların eğitim hayatları nasıldır? Otizmin olmazsa olmaz kriterleri nelerdir? gibi konulara değinmiştik.

Aylin Hanım’ın otizm ile ilgili merak edilen sorularımızı yanıtladığı röportajımızın son bölümünü lafı çok uzatmadan sizlerle paylaşıyoruz.

Otizm için tedavi süresi nedir?

Bilimsel veriler, otizm spektrum bozukluğu (OSB) içinde olan bir çocuğun, genel olarak, haftada 20-40 saatlik yoğun eğitime ihtiyacının olduğunu söyler. Bu süre beynin gelişimi ve bahsettiğimiz gelişimsel becerilerin kazanılması için gereklidir. Bu eğitimin belli bir kısmı kurum içinde, geri kalanı da günlük yaşamda çocuğu ev ortamına adapte ederek verilir. Çocuğun OSB’den etkilenme yoğunluğuna ve var olan pozitif özelliklerine göre bu eğitimin kurumda alınması gereken sıklığı belirlenir. Ne kadar yoğun eğitim verilirse o kadar hızlı ve pozitif sonuç alınır.  Bu bilimsel bir gerçektir ve değişmez.

Eğitimler ilk olarak bireysel başlar, sonrasında ise akranlarla grup içerisinde devam eder. Sosyalleşmenin en temel kanunlarından birisi akranlarla bir arada olmaktır. Grup eğitiminin ilk aşaması bireysel becerilerin kazanılmış olmasıdır.  Bir çocuk henüz bir yetişkinle birebir ve karşılıklı olarak göz kontağı kuramıyor, etkileşime giremiyor, duygusal paylaşım yapamıyor, ortak bir amaçta buluşup, kendi istediğini erteleyerek o amacı sürdürme eğiliminde olamıyor ise grup ortamında akranları ile bu becerileri gösterebilmesi mümkün değildir. O yüzden önce bireysel eğitim, sonrasında da kazanılmış becerilerin akran ilişkilerine aktarılmasını sağlamak için grup eğitimleri gerekmektedir. Çocuğun uzmanlar eşliğinde, kurum veya kliniklerdeki 2-3 kişilik özel yapılandırılmış gruplarda veya kreşlerde normal gelişim gösteren akranları ile bu eğitimi alması muhakkak sağlanmalıdır.

OSB olan bir çocuk 3 yaşa kadar ne kadar yoğun eğitim alırsa, o derede hızlı ve yüksek seviyede gelişiminin olacağı düşünülür ve biz gerçekten de bunu gözlemleriz. 3 ile 6 yaş arası beynin gelişim hızının biraz daha düştüğüne inanılır ama yine de ilerleyen yaşlara göre gelişim yüksek seviyededir. Ama 8 yaşından sonra ne kadar çok çabalarsanız çabalayın biraz kapılar kapanmış oluyor.

Otizmin tedavi yöntemleri nelerdir?

Bu eğitimlerin 4 ana şekli vardır.

İlki özel eğitim, ikincisi dil ve konuşma terapisi, üçüncüsü oyun terapisi, bir diğeri de ergoterapi/duyu bütünlemesidir. Bu 4 alanda kullanılan farklı metotlar vardır. Bu metotların hepsi de sosyal etkileşim, iletişim, ilişki becerilerini geliştirmek için kullanılır. Her çocuğun aynı anda dört alandan da eğitim alması gerekmeyebilir. Çocuğun OSB’dan ne kadar yoğunlukta etkilendiği ve sahip olduğu olumlu özellikleri hangi alanlardan faydalanması gerektiğini belirler.

Eğitimin en zorlu kısmı uzun bir süreci gerektirmesidir. Süreçte illaki pozitif ilerleme olur ve bu ilerleme ile çocuğun ve ailenin yaşam kalitesinde iyileşme görülür.

Örneğin 2 yaşında eğitim başladı, 4 yaşında çocuk normal seviyeye döndü bu noktada klinik eğitime ara veya son verilir mi? Hep bir kontrol var mıdır sonrasında?

0-8 yaşa kadar her zaman kontrol vardır. Bir profesyonel OSB’nin beyindeki temellerini ortadan kaldırma iddiası ile hareket etmez. Ancak, otizmin izdüşümü olan beyindeki bağlantıların ve/veya yapılanmanın kullanılırlığını engelleyip, beynin kullan yok et prensibinden faydalanır. Beyin kullanmadığı özellikleri ya da bağlantıları bir süre sonra enerjiden tasarruf etmek için yok eder. Neyi kullanıyorsa onu aktif halde tutar ve pekiştirir. Biz olması gereken becerilerin ortaya çıkarılması ile beyindeki bağlantıların pekiştirilmesini amaçlıyoruz. Ama OSB’nin yapılanmasını beyinde tamamen temizlediğimiz iddiasında bulunmak doğru değildir.

OSB’ye sahip ve küçük yaşta eğitime başlayan pek çok çocuk 2 senelik yoğun eğitim sonunda gelişimsel olarak çok iyi seviyelere gelebiliyor. Ama takibi aralıklı zamanlarda yine devam ediyor. Yani eğitim sıklığını kademeli olarak düşürüyoruz. İlk aşamada çocuk haftada iki seferden fazla eğitim alırken, daha sonra sayı haftada bire düşüyor. Zamanla ayda bir, hatta daha sonrasında 2 –3 ayda bir olacak şekilde takip planlamaları yapılıyor. Okul hayatının başlaması ile birlikte herhangi bir sorun yaşanmıyorsa, aralıklı takip sürecini de sonlandırabiliyoruz.

Otizm doğuştan mı gelir? Otizm için genetik faktörler önemli midir?

Otizm anne babanın davranış ya da tutumları sonucunda ortaya çıkabilecek bir durum değil. Yani ailenin çok çalışması, çocukla yeteri kadar ilgilenmemesi, çok tv izlemesine izin vermesi gibi çevresel koşullar başlı başına ana etmen olarak çocukta otizm görülmesine neden olmaz. Çocuk otizm geliştirme yönünde eğilimi doğuştan getirir. Çevresel koşullar, bu genetik ya da nörolojik yapılanmaya dair eğilimin, davranışlarda gözle görülür şekilde ortaya çıkmasına katkı sağlar.

Bazı durumlarda ise çocukta otizm geliştirmeye dair yapısal ya da genetik bir meyil vardır ama çocuk o kadar zengin uyaranlı bir çevrede yaşıyordur ki, uyaranlar sebebi ile bu durum hep baskılanır.

Otizmin doğuştan geldiği ve genetik faktörlerin etkili olduğu düşünülmekle birlikte, buna sebep olan net bir otizm geni henüz bulunamamıştır. Otizme nasıl müdahale edeceğimiz konusunda çok değerli ve faydalı bilgiler elde edilmiş olsa da neden ortaya çıktığı konusunda henüz net bilgiler bulunmuyor.

Aile açısından çok hırpalayıcı bir süreç, anne babanın otizmi kabullenmemesi durumunda ne yapılmalı?

İnsanın evladı ile ilgili negatif bir şey söylendiğinde bunu görmezden gelmesi, duymak istememesi çok normal ve anlaşılırdır. Otizmin çocuğun sosyal yaşantısı üzerinde etkisinin yanında, aile üzerindeki psikolojik etkisi de çok ağır ve zorludur. Bu problemin varlığına duygusal olarak tolerans göstermek, problemi kabul etmek ve gereklilikler doğrultusunda hareket edebilmek kolay değildir ve zaman ister.

Bazen, bazı ebeveynler durumu duymamayı/bilmemeyi/anlamamayı tercih ederler ve hayatlarını bu şekilde sürdürürler. Bazıları da kabullenememelerine rağmen, bir an evvel bu sorundan kurtulmak için sorunun üzerine giderek çare ararlar, eğitimlere yoğun olarak sarılırlar. Ailenin ne şekilde cevap verdiği, ebeveynlerin kendi bireysel özelliklerine ve zorluklara karşı tolerans ve baş etme becerilerine bağlıdır. Tabiî ki ailevi destek ile sosyal yardım kanallarına ve eğitim imkanlarına kolay ulaşabiliyor olmaları da problemin karşısındaki duruşlarını ve kabullenişi hızlandırarak harekete geçiş derecelerini belirleyen önemli unsurlardandır.

Otizmli çocuklara sadece özel kliniklerde mi eğitimler veriliyor?

Her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de otizm alanında devlet desteği vardır. Yaşa da hiç bakılmaz. Bir çocuğun otizm alanında özel eğitime ihtiyacı varsa, tanı devlet hastanelerinde konulduktan sonra devlet desteği ile ücretsiz eğitim alma hakkı doğuyor. Bu eğitimler devlet ile anlaşmalı rehabilitasyon merkezlerinde veriliyor.

Çocuğun probleminin derecesine, belirtilerin sıklığına ve eşlik eden diğer sorunların bütününe bakılarak çocuğa ihtiyaç duyduğu eğitim programı hazırlanır ve ne kadar yoğunlukla çalışması gerektiği belirlenir. Devletle anlaşmalı kurumlar ve özel kliniklerlerde de planlama bu şekilde yapılmaktadır.

Peki otizm teşhisi hangi uzman veya uzmanlar tarafından konuluyor?

Türkiye’de resmi koşullar nedeniyle tanı koyma yetkisi doktorlara aittir. Çocuk doktorlarının en geç 18 aylık rutin kontrollerde otizme dair belirtileri fark etmesi beklenir. Çocuk doktorları bu konuda epey bilinçli ve dikkatliler. Şüpheli durumlarda daha detaylı tektik için çocuk-ergen psikiyatristine veya çocuk-ergen nöroloğuna yönlendiriyorlar çocukları. Ayrıca gelişimsel değerlendirme yapıp, müdahale programının belirlenmesi amacıyla bir psikoloğa yönlendirme yaptıkları durumlarda oluyor. Ayırıcı değerlendirmenin yapılması ve gerekliliklerin detaylı olarak belirlenebilmesi için psikoloğun otizm alanında çalışan ve tecrübeli bir psikolog olması önemlidir.

Daha ileri yaşlardaki çocuklar için de aileler direkt çocuk psikiyatristleri veya çocuk nörologlarına başvuruyorlar.

Otizmli çocukların kendilerine zarar verme eğilimleri var mıdır?

Evet, zaman zaman bu durum ortaya çıkabilir. Fakat bunu yaparkenki amaçları aslında kendilerine zarar vermek değildir. İstedikleri yapılmadığında, isteklerine ulaşmak için bu tip davranışlar sergileyebilirler. Kendilerini ısıran veya kafasını duvara vuran çocuklar olabiliyor. Çünkü bu çocuklarda rutinlerinin bozulması duygusal bir düzensizlik ve strese yol açar. Duygu durumlarını da sağlıklı yollarla düzenlemekte oldukça zorlanabilirler. Duygusal düzenlemeyi ve sakinleşebilmeyi başarabilmeleri için rutinleri içindeki detayın gerçekleşmesi gerekir. Bunu doğru bir şekilde ifade etme ya da uygun bir zamana erteleme becerileri olmadığı için de maalesef bu yöntemi seçebiliyorlar.

Çocuğun sosyalleşmesi için dışarı çıkması gerektiği halde aile bu kaygıları yüzünden çekimser kaldığında ne yapmalıdır? Çünkü durumu bilmeyen kişiler bunu taşkınlık şımarıklık gibi bile algılayabilirler.

Bu kaygıları pek çok aile yaşadığını dile getirir. Mesela aile uçağa biner ve çocuk orada huzursuz olabilir. Aşırı ve çevredekileri rahatsız edici davranışlarda bulunabilir. Etraftan garip bakışlar ve belki de rencide edici yorumlar gelebilir. O noktada bu çocuk ‘özel’ bir çocuk denilmesi aslında koruyucu bir etki yapar. Çünkü insanlar böyle bir ifadeye genel olarak anlayış gösterir. Bu durumlarda pozitif ayrımcılık hem çocuğun hem de ailesinin korunması için gereklidir.

En önemlisi anne baba kendini çaresiz ve yalnız hissetmemelidir. Farklı gelişim gösteren bir çocuğa sahip aileler mutlaka profesyonel destek almalıdır. Biz bu nokta ailelere de çocuk aşırı şekilde bağırmaya başladığında ne yapmalı gibi eğitimler ve rehberlik hizmeti veriyoruz. Sosyalleşme konusunda da yine ailelere ev ve sosyal ortam çalışmaları belirliyoruz. Olası negatif durumlar ve problem davranışlara nasıl müdahale edecekleri hakkında bilgilendirmeler yapıyoruz.

Tüm ebeveynler için rehber niteliği taşımasını umduğumuz bu röportaj serisi için Aylin Hanım’a bir kere daha teşekkür ediyoruz.

Röportajın 1. ve 2. bölümlerine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Otizmin farkındayız (1. bölüm)

Otizmin farkındayız (2. bölüm)

Sevgiyle kalın.

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz