Otizmin Farkındayız! (2. bölüm)

Balkafa Ekibi
0 Yorum

Bildiğiniz üzere geçen hafta Otizm Farkındalığına vurgu yapmak adına Uzman Klinik Psikolog Aylin Tetik Kabil ile yapmış olduğumuz bir röportaja yer vermiş, bu röportajda Otizm nedir? Otizm belirtileri nelerdir? Otizm tanısı kaç yaşından itibaren konulabilir? gibi konulara değinmiştik. Bu röportajın devamı niteliğinde olan yeni sorularımızı biz sorduk, Aylin Hanım yanıtladı.

Bu konuda daha bilinçli olmak adına süreçle ilgili daha detaylı bilgi sahibi olmanın çok faydalı olacağına inanıyor ve sizi yeni röportajımızla baş başa bırakıyoruz.

Otizmli bir çocuk görünüş olarak farklı mıdır?

Otizmli çocuklar dış görünüşleriyle ayırt edilemezler. O yüzden de özellikle 10-15 yıl öncesine kadar, otizm alanındaki toplumsal bilinç seviyesi şimdiki kadar yüksek değilken, insanların çoğu bu durumu çok geç fark ediyorlardı. Çünkü bu çocukların fiziksel olarak ayırıcı bir özellikleri yoktur. Kendi başlarına yiyip içebilir, giyinip soyunabilirler. Hatta bazıları bu işleri çok iyi yapabilirler. Bu yüzden de aileler, eskiden, çok uzun süre durumu fark edemeyip bir uzmana başvurmayı düşünemiyorlardı. Hele bir de toplumdaki “Daha küçük. Büyüdükçe düzelir.” cümleleri yüzünden bu süreç uzayıp gidiyordu.

Çocuk okula başladıktan sonra, öğretmeni “Sınıf düzenine uyum gösteremiyor. Gözüme bakmıyor. Yönergelerimi almıyor. Söylediğim hiçbir şeyi anlamıyor” deyince o zaman bir terslik olduğu fark ediliyordu.

Otizm spektrumunu bize biraz daha detaylı tarif edebilir misiniz?

Otizm spektrumundaki çocukların etkileşime girmeye motivasyonları olmadığı için kendi işlerini kendi başlarına yapmayı öğrenirler. Bu çocukların belirli bir rutinleri vardır, bu rutin bozulmadığı takdirde gayet sessiz ve uyumludurlar. Örneğin kurabiye yemek isteyen bir çocuk, sandalyeyi çeker, masaya çıkar ve hiç kimseye ihtiyaç duymadan kurabiyesini alır.

Bu ve benzeri durumlar çocuk okula gitmeye başlayana kadar çoğu zaman yanlış yorumlanabilir. “Kendi işini kendisi yapıyor. Kendisi canı ne isterse gider alır. Hiç zahmeti yoktur.” diye düşünen aile, bunu çok büyük bir olgunluk ve başarı göstergesi gibi görebilir. Hâlbuki çocuğun etkileşime girmeye niyeti yoktur. Bu da aslında bizim hiç istemediğimiz bir durum.

Peki, “bana hiç yükü yok, kendi kendine oyun oynayan bir çocuk” diyen anne neden uzmana geliyor?

2 nedeni var.  Bir tanesi çocuğun kreşe gitme vakti geliyor. Artık kreşe gitme vakti çok erken yaşlara kadar indi. Düşük sosyoekonomik düzeye sahip aileler bile 3 yaş geldiğinde “çocuk bir kreşe gitse” diyorlar. Bu noktada kreş öğretmenlerinin gözlemleri çok önemli. Eğer kreşteki öğretmen “Bu çocuk benim yüzüme bakmıyor, benimle ve arkadaşları ile etkileşime girmiyor, otur dediğimizde oturmuyor, gel dediğimizde gelmiyor. Bir köşeye çekiliyor, kendi istekleri doğrultusunda hareket ediyor. Sosyal uyum göstermiyor.” diyorsa, genel olarak ailelere bu işin kendi müdahale edebileceğinin çok ötesinde olduğunu belirtip, aileyi uzmanlara yönlendiriyorlar. Artık öğretmenlerde de bu bilinç oldukça yüksek seviyede, pek çoğu direkt ailelere “otizm olabilir” diyebiliyor mesela.

İkinci neden ise, otizm farkındalığının ciddi seviyede artmış olması.  Artık anneler çok okuyor ve araştırıyor. Daha önce de belirtmiştim, uzman olmaya gerek yok, eğer “bir tuhaflık var” sezgisi varsa annenin hisleri onu yönlendiriyor. Anne sezgisi bilinçlenme ile birlikte, ortaya çıkarılması gereken bir şüphe olarak değerlendiriliyor.

Otizm teşhisi konmuş olan bir çocuk tedavi süreci sonrasında hayatına normal olarak devam edebilir mi?

10- 15 sene önce bir tanımlama vardı, “Otizm ömür boyu süren nörogelişimsel bir bozukluktur” diye. Şimdi ne olacağını nereye ereceğini tespit etmenin, önceden kestirmenin mümkün olmadığını anlamış durumdayız. Yaşanan problemin derecesine ve sıklığına göre iyileşme durumu değişir.

Eskiden otizm teşhisi konmuş bir çocuğun ömür boyu o şekilde devam edeceği düşünülürdü. Fakat son yıllardaki müdahaleler gösteriyor ki, çocuk ileri derecede otizmli değilse, düzenli tedavi ile bir süre sonra sosyal hayata normal olarak devam edebilir hale geliyor. Yani uygun ve yoğun müdahale ile bu tanımın dışına çıkabilen çocuklar vardır.

Kesin otizm teşhisi koymak için belli bir süreyi beklemek gerekir mi?

3 yaşından evvel resmi bir tanı konulmaz. Ama bu otizm probleminin olmadığı anlamına da gelmiyor. Belirtilerin erken yaşta fark edilmesi ve erken müdahale programlarının uygulanması çocuğun, gelişimdeki istenen becerileri kazanmasına büyük katkı sağlar.

Beyin eğer beklenenden farklı bir gelişim yoluna girmişse, biz ona dışarıdan uyaran vererek, olması gereken tarafa çekmeye çalışırız. Bu şekilde nöronlar arasında yeni bağlantılar kurulmasını ve çocuğun sağlıklı, bizim beklediğimiz yönde gelişmesini desteklemeye çalışırız. Yapılan birçok araştırma yeni nöron bağlantılarının kurulabildiğini gösteriyor. Bunu da oyun yoluyla, yaşına göre uygun sosyal etkileşim fırsatları oluşturarak yapıyoruz.

3 yaşa kadar tanı konmamasının bir nedeni de beynin bu zaman dilimindeki öğrenme ve değişim hızıdır.

Beyin 0-8 yaş arasında sürekli bağlantı kuruyor. Bunu bir tarla gibi düşünebilirsiniz. Biz tarlayı ekime hazırlıyoruz. Tarlayı taşlardan temizliyor ve verimliliğini arttırmaya çalışıyoruz. Bir sapma olduğunda da sürekli uyaran vererek, onu olması gereken tarafa çekmeye çalışıyoruz. Çocuğun ve beynin kendi yapısal özellikleri izin verdiği ölçüde de gelişim sağlıyoruz. Eğitim verildiği sürece gelişim elbette ki olacaktır,  belirsizlik sadece ne kadar olacağı yönündedir.

3 yaştan sonra resmi tanı konmasının sebebi ise şudur: 3 yaşa kadar müdahale edilmiş olmasına rağmen hala devam eden problemler varsa, evet o zaman resmi otizm tanısı konulabilir.

Otizmli çocuklar doktor, mühendis olabilir mi? İleri derecede otizm belirtileri olan çocuklardan akademik başarı beklemek doğru mu ?

Otizm spektrumundaki çocukların %40-70’ine zihinsel gerilik de eşlik etmektedir. Geri kalan kısımda, normal ve hatta zaman zaman normalin üstünde zeka seviyesi görülebilir. Zaten eğitimden fayda gören çocukların da çoğunluğu zeka seviyesi normal ve yüksek çocuklardır. Çünkü verileni işleyebilirler.

Yani bu bireylerin üniversite mezunu olması mümkün olabilir. Hatta sosyal bilimler dışında kalan mühendislik-bilgisayar bilimleri gibi meslek gruplarında daha başarılı olurlar.

Bir çocuğun otizm spektrumunda olduğunu gösterir nitelikte olan olmazsa olmaz kriterler nelerdir?

  • İsmine seslenildiğinde bakma:  Bir çocuğun ismine seslenildiğinde bakma davranışı en geç 7 aylıkken gelişir. Eğer çocuk ismine seslendiğinde bakmıyorsa bu en tipik otizm belirtilerinden biridir.
  • Kaliteli ve yeterli sürede göz kontağını kurma ve sürdürmedeki zorluk.
  • Karşıdaki kişinin yönlendirmesine yönelme davranışı:“Aaa bak orada ne var” denildiğinde, çocuk gösteren kişinin neyi gösterdiğine bakar ve sonra gösteren kişiye bakar. Bu davranış en geç 18 aylıkken gelişmiş olmalıdır.
  • İsteğini işaret parmağını kullanarak ifade etme: Bu davranışın 12 aylıkken gelişmiş olmasını bekleriz. Çocuk bir şekilde isteğini karşıdaki kişiye işaret parmağı ile göstererek ifade eder.
  • İlgilendiği nesne, canlı ya da aktiviteyi paylaşma davranışı: Burada çocuk dikkatini çeken ve ilgilendiği bir şeyi (Örn: Öten bir kuş, uçan bir uçak, bir resim, bir çiçek, bir oyuncak gibi) işaret ederek karşısındaki kişiye gösterir. Diğer kişinin dikkatini kendi dikkat ettiği noktaya çekmeye çalışır. 18 aylık iken gelişmiş olması beklenir.

Görüldüğü gibi bunlar çok temel ve gelişimin olmazsa olmaz becerileridir. Otizm spektrumunda ise en temelde bu becerilerin eksikliği görülür. Bunlar bir çocukta olup diğerinde olmasa da olur denilebilecek davranışlar değildir. Bu becerilerde sorun olduğu görülürse, çocuk otizm şüphesi ile  değerlendirilir.

Bir sonraki postumuzda otizmli çocuklar için eğitim olanakları nelerdiraileler ve toplumun otizmli çocuklara yaklaşımı nasıl olmalıdır konularına yer veriyor olacağız.

Bu güzel röportaj için Aylin Hanım’a bir kere daha teşekkür ederek, şimdilik kısa bir ara veriyoruz ….

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz