Önce Bebeğinin Ruhunu Büyüt

Özlem Ketenci
0 Yorum

Sen 2000 asrının annesisin, bunu hep aklında tut.. Bizler gibi 1980’lerde 90’larda binbir çeşit imkansızlıklarla ve çocuk sayılabilecek yaşlarda bebek doğurmadın unutma!… Sen özel bir anasın, 2000’den sonra doğurdun.. Milenyum çocuklarını büyüteceksiniz siz Milenyum anneleri….

Bilimle birlikte her şey değişse de işiniz aslında bize göre her açıdan daha zor. Daha ve daha bilinçli olmanız lazım!.. Bizler birer “Gelecek fabrikaları” yetiştirdiğimizin bilincinde değildik. Çünkü bugün zararlı olan her şey, bizim zamanımızda normal adledilirdi. Bebeğimize emziğini şekerli suya, reçele yada bala bandırılır öyle verirdik. E dolayısı ile tüm bebekler mavili pembeli emzikleri cuk cuk emer ve çok zor vazgeçerlerdi bu alışkanlıklarından. Emzikler bakkallarda satılırdı yaa 🙂 şimdi düşününce inanamıyorum.. Aslında bizler doğurduğumuz yanlış çağ icabı, bilmeden istemeden “Bağımlı Çocuklar” yetiştirmişiz.. İnşallah son “ Bağımlı çocuklardır “ bizim çocuklarımız….

2000 den sonra doğan bebekler sahiden birer Milenyum Bebeği… Bir kere sigarasız ortamlarda büyüyorlar ve bu var ya; bu bizlerin doğurduğu çocuklara göre çok büyük bir avantaj!… Benim çocukluğumda sigara o kadar normal bir şeydi ki gözlerimiz dumandan yandığı zaman ebeveynlerimiz “Gidin gözlerinize su çarpın” derdi. Kimse, ama enteli danteli, kültürlüsü, cahili kimse  “Yahu acaba bu bebeklerin, çocukların yanında sigara içmesek daha mı iyi olur acaba ?” diye düşünmez, hatta hiç birinin aklına dahi gelmezdi… Çocuklu, bebekli ortamlarda sigara içmek çok ama çok normal bir şeydi. O kadar normaldi ki evlerimizin tül perdeleri, uçakların koltukları, otobüslerin her tarafı, okullardaki öğretmen odaları, babamın tüm aksesuarları ( kol düğmeleri, gömlekleri , ceketleri, her ama her şeyi ), evdeki havlular, pastahanelerdeki masa örtüleri, tüm arabalar ve inanamayacaksınız belki ama hastahaneler ve hava !!, evet sağlık bulmak için gittiğimiz hastahaneler ve soluduğumuz hava bile sigara kokardı!…. Şehirler arası otobüsler mola verdiğinde herkes yemeğini yiyip yada wc ihtiyacını görüp sigarasını rahat rahat içebilmek için otobüse koşardı! İnanabiliyor musunuz?! Dar ve kapalı alanda sigara içerdi 50 koltuktan en az 30’u! İçmeyenlerde kadınlardı zaten, sonradan bir şey oldu kadınlara, modernleşmek ve feminizm adına sigaraya başladılar…

Biz, 1950/ 75 arası doğan bebekler, büyürken işte bu kadar yanlış büyütüldük.. Ataerkil ve saçma sapan bir düzende erkekler  alkol, sigara, kumar ve hatta zina ve aldatma, kırma dökme dövme dahil her şeyi yapabilirdi. Sinirlenme hakkı diye bir şey vardı ve bu hak dibine kadar babaların, abilerin, dayıların, amcaların, eniştelerin yani sadece erkeklerindi!… ( Böyle saçma bir hak halâ var ve halâ % 70 i erkeklerin.. )

Sonra kendi çocuklarımızı, yani 80/90 bebeklerini doğru büyütmeye çalıştık… Ama tabii ki yine çok doğru olmadı, çünkü bizler doğru büyümedik. Sigara ve alkolün tamamen normalleştirildiği ve gerçek adaletin asla ( erkek/ kadın eşitliği ) var olmadığı bir sistemde nasıl doğru büyünür ve büyütülür ki?….Dolayısıyla bizim bebeklerimiz de, sistem icabı, yanlış büyütülenler pastasından bir dilimi aldı ve afiyetle yedi. Kocaman bir HAM yaptı…

Ama sizlerin bir avantajı var! Sizler Milenyum çocukları ve annelerisiniz… İnternet ve çağdaş sınırsız bilgi parmaklarınızın ucunda ve 5 saniye google uzaklığınızda… Benim genç kızlığımla şimdiki gençliğin arasında 2-3 nesil değil sanki 15-20 nesil geçmiş kadar değişti dünya ve bilişim. Her şey ama her şey hakkında derin yada sığ bilgi toplayabileceğiniz bir okyanusunuz var sizin. İster açılırsınız, ister koylarda sığ sığ takılırsınız. Ama bu durum şu gerçeği değiştirmez kiiii sizin bize göre bir avantajınızda çağdaşlık tarafından elinizden alındı ; “Aaaa ben bilmiyordum, nerden bileyim ki” diyemez cahilliğe ve verisizliğe sığınamazsınız bizler gibi!…

Ben 1967 doğumluyum, 51 yaşımı doldurdum. Çok modern, mali durumu iyi, kaliteli sayılabilecek bir ailenin çocuğu olarak el bebek gül bebek büyütüldüm. Uçağa kaç kere bindiğimizi sayardık biz. Kitaplarımız birkaç taneydi, arkadaşlarımızla takas yapardık ve o kitaplara gül gibi bakardık. Ansiklopedilerimiz vardı ödevlerimiz için, tek bilgi kaynağı onlardı. Zengin olmadığı için ansiklopedi alamayanlara, gazeteler 5-6 ay kupon biriktirme yöntemiyle verirdi o çok değerli bilginin tek adresi ansiklopedileri. Yazlık ve kışlık kıyafetlerimiz seneleri bizimle devirir, bizimle yaşardı. En sevdiğimiz tshirt her sene sandığa naftalinlenip kaldırılır, ertesi sene yıkanır tekrar giyilirdi. Öyle “Aaaa eskidi gibi, sıkıldım” falan yoktu. O tshirt sevilir ve her yaz giyilirdi. E dolayısıyla her şeye vefa vardı. Dostluk ve aşk dahil….Tshirtümüze bile sahip ve aşıktık biz. Bu konu derin konu, uzaaarr gider…

Diyeceğim odur ki; sen milenyum annesisin yokluklar ve bilgisizlikler çağında değil sonsuz bir bilgi okyanusunda, varlık çağında bebek büyütüyorsun. Bir standart üstünde gelir ve kültür düzeyin varsa eğer, bu yazıyı da okuyorsun demektir. Her şeyden önce bebeğinin ruhunu arındır, besle, onun ruhunu da özenle büyüt..

“Ay benim tatlı salağım sen ne şaşkaloz bir şeysin yaa!!” diye sevme sakın! Tabi ilerde şaşkaloz, tatlı ve salak bir çocuğun olsun istemiyorsan. Yani onu severken kullandığın kelimelere çok dikkat et…

Bebeğini nasıl sigaralı ortamlardan sakınıyorsan, nefesi sigara kokan insanlardan da öyle sakın. Aynı kuralı alkol içinde uygula. Bebeğinin ruhunun bağımlı kalabileceği kara deliklerin mühendisi olma.
Çok zenginliğe alıştırma, ilerde dünya fakirleşebilir.
Çok fakirliğe de alıştırma, ezik hissetmesi ruhunda özgüven eksikliği yaratır.
Neşeli olması için renkleri öğret ve üşenme onunla birlikte boya boya boya.

Çünkü neşeli ve renkli bir ruh büyütmek dünyayı kurtarır…….

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz