Ömrümün “En” Yılı

Sinem Yiğit
0 Yorum

Yine muhasebelerin yapıldığı, bilançoların çıkartıldığı bir dönem daha. Yeni yıla yüklenen umutlar, beklentiler, kararlar bir tarafta, tüm sene boyunca yapılan-yapılmayan eski başlıklar diğer tarafta. Hala izlenir mi bilmiyorum ama ben çocukken yeni yılın ruhu-eski yılın ruhu temalı filmler çok sık dönerdi televizyonda. Tazecik bebek yeni yılın karşısına koyarlardı yorulmuş yıpranmış bezmiş bir dede. Severdim aslında ama şimdiki aklımla haksızlık yapılıyor biten yıla diye düşünüyorum. Hatta ve hatta anne olmuş halimle diyorum ki, bazen o iş hiç de öyle olmuyor. Tüm anneler için asla eskimeyecek, insanın başına o sene ne gelmiş olursa olsun tazecikmiş, pek ferahmış gibi hatırlanacak bir yıl var; yavrunuzun doğduğu yıl. Benim için o 2018’ti. Yani şöyle diyim, ne ekonomi umrumdaydı, ne kayıplar, ne kazançlar, ne iş hayatı, ne de tatlı gıybet konuları. Her “geçmiş sene muhasebesi” yaptığımda apayrı bir yeri olacak 2018’in.

Bir kere en önemlisi kendime artık ikna oldum ben, tamam demek ki böyleyim dedim bu sene. Bakın şöyle anlatayım;

Ben bebeklikten itibaren hayvanlarla aynı ortamda büyüdüm. Bir dönem annem korktuğu için uzak kalmış olsam da (analık cidden mühim bu etki konusunda :/ ) daha 3-4 yaşındayken tavukları kucaklayıp eve getirme, bulduğum kedi köpeği evin küçük tuvaletine götürüp kitleme suretiyle sahip olmaya çalışma gibi girişimlerim oldu. 11 yaşından itibaren de devamlı şekilde hayvan besledim ve zaten 20’li yaşlarla birlikte hepsine çocuklarım dedim. Çok severim. İnsan evladımdan çok önce anne oldum ben derim. Anneliğin hisle, şefkatle, vicdanla ilgili bir şey olduğunu savunurum. Ve fakat sevdim mi tam severim, sıktım mı bir nefeste 🙁 Hırpalıyorum, elimde değil.

Dedim ya bu sene kendime ikna oldum diye, sakin sandığım yapımın altından bazen bir sevgi canavarı çıkıyor resmen. Korkuyorum.

Doğurmuşum, aradan az bir süre geçmiş odaya çıkmışız. Ben tabi hala yarı baygınım, oğlanı da vermişler kucağıma. Olayın etkisiyle hem ağlıyorum, hem de bilgi almaya çalışıyorum bebeğin durumuyla ilgili. İlk ağzımdan çıkan ağlama oğlum, ağlama annecim oluyor. Oysa çekilen videoya göre ağlayan çocuk değil, benim. Çocuk da garibim yanağımı emmeye çalışıyor hatta tam o sırada. Etraftakiler “bebek sağlıklı, sen de iyisin, şimdi dinlen” gibi cümleler kuracaklarken ben o halimle özümü hatırlıyorum ve ikinci cümlem çıkıyor ağzımdan: “SIKABİLİYO MUYUZ?”

O an videoda var ama kimse beni sallamamış, anlatmaya devam etmişler. Ben de bilinçaltımın bana verdiği yetkiye dayanarak bebeğimi sıkarken ağlamaya devam etmişim.

Şimdi bakıyorum da tüm sene biraz da böyle geçmiş sanki. Ben yarı bilinçli, bolca hassas ve aşık, çocuğa sarılmışım; etraf duymaya ihtiyacım olan cevaplar yerine (bir kişi de dememiş mesela çocuk seni emmeye çalışıyor aç memeni diye) kendi bildiğini söylemiş. Kimse kimseyi pek dinlememiş, ben kurmaya çalıştığım dünyaya bir de kalkan olmuşum, zaman geçmiş, sene bitmiş.

Canım 2018, etraftan duyduğuma göre biraz hırpalamışsın insanları, ama benim için oğlumun doğduğu yıl olarak hep en özel sen olacaksın. Verdiklerin ve getirdiklerin o kadar muazzamdı ki, benden ne götürdün hiç önemli olmadı. Seni onurlandırmanın ve uğurlamanın daha iyi yolunu bilseydim inan yapardım, elimde eski hatıralarımdan kalan “eski yıl ruhu” imajından başka sana dair bir şey yok ve o imaj da hep gördüğüm en mükemmel bebek suratı olarak kalacak aklımda. En azından bir kişinin aklında ömrünün “en”i olarak kalacaksın. Seni çok sevdim özetle, seni de sıkabiliyo muyuz?

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz