Mühendisliğin Sanatsal Yorumu: Eiffel

Çiğdem Ertem
3 Yorum

Geçen gün bir gazetede okudum; Paris’teki Eiffel Kulesi’ni işleten şirket kuleyi ziyaret edenlerin sayısının %2,5 oranında azaldığını söylemiş.

Fransız Devrimi’nin 100. yıl kutlamalarında yapılan, 1889 Paris fuarının dikkati çekmesi için 1887 ve 1889 yılları arasında inşa edilmiş bu kule, ilk zamanlar “çirkin ve estetik dışı” olduğu gerekçesiyle Paris halkının tepkisini çekmiş ve halk tarafından uzunca süre kabul edilmemiş.

Oysa o dönemin Parislileri yanılgı içindeydiler.  Mühendislik, mimari ve sanatı zarif bir tasarım içinde bir araya getiren Fransız mühendis Gustave Eiffel ve İsviçreli mühendis Maurice Koechlin, Sanayi Devrimi’nin getirdiği teknolojik yeniliklerin olanaklarını sonuna kadar kullanarak, o dönem için modern malzeme olan çelikten, modern bir estetik ile görülmedik bir şey oluşturmuşlardı.

1800’ lü yılların sonlarına doğru, “Modern olmak”  bir kavram olarak özellikle Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde kabul görmeye başlamıştı.  Sanat ve kültür hayatı ile ilgilenmek, modern olmanın bir koşulu olarak görülmeye başlandı. Bu da, büyük çapta, sanatın aristokrasi ve burjuvazinin tekelinden çıkmasıyla mümkün olabildi.

Sanayi devrimi sonucunda tekniğin yeni olanaklar sunuşu ile kapitalistlerin kitle pazarını keşfi ile devrimcileşen sanat, geniş halk kitleleri tarafından kabul görmeye başladı. Bu durum sanatın hemen her alanda daha etkin kullanılmasını doğurmuştur. Matbaanın teknik olarak gelişimini tamamlaması, fotoğrafın daha etkin kullanılması, ulaşım sistemlerinde yaşanan gelişim ve artan hız ile kitle iletişim araçları, Eiffel kulesinin yapıldığı 1800’lerin sonunda hızla gelişmişti.

Artan sanayi üretimi daha fazla kullanım nesnesi üreterek insanların ihtiyaçlarını karşılamış, fazlası ise rekabete neden olmuştur. Bu bağlamda, sanat kendi alanından çıkarak kitle iletişim aracı olarak veya seri olarak üretilmiş nesnelerin biçimlendirilmesinde yer almaya başlamıştı. Sokaklarda kullanılan posterler, gazete ve dergilerdeki grafik düzen, nesnelerin biçimi ve tabii ki sanayi devrimin sunduğu yüksek teknik olanaklar sanatçılara yan bağlamlar ve ilişkiler oluşturmuştu.  Paris’teki Eiffel kulesinde bu dönemin ürünüdür.   Bu yönü ile bakıldığında mühendislik ile sanatın iç içe girmiş bir örneği olarak da görülebilir.

1800 lü yılların ikinci yarısından bu güne, sanat günlük yaşamımızın içine daha fazla girmektedir. Artık sanatı salt kendi anlamı ve eylemi dışında, kullandığımız nesnelerde, dijital görüntülerde, sinemada, internette yani her yerde görüyoruz.

Eiffel Kulesi de her ne kadar bir mühendislik ürünü olarak görülse de, dönemin sanatsal etkilerinden ayrı bir biçimde değerlendirilemez. Gustave Eiffel ve İsviçreli mühendis Maurice Koechlin, Eiffel Kulesinin mühendislik hesaplarını yaparken, kulenin görünümünü ne kadar göz önüne aldılar bilemiyorum fakat dönemin sanat akımlarının etkisi ile kuleye biçim verdikleri gözükmekte. Ancak Eiffel kulesi bugün yapılmak istense mühendislik ve sanatın daha fazla iç içe girdiği yepyeni bir anlayış ile tasarlanacağı söylenebilir. Çünkü bugün kullandığımız otomobil, televizyon, buzdolabı, mobilya vb. nesneler salt teknik yeterlilikleri için tüketilmemektedir. Bunlar aynı zamanda dönemin sanat anlayışını ifade eden birer göstergeye dönüşmüştür.

Durum böyle olunca, mühendislik eğitimini sadece teknik bir gelişim olarak görebilir miyiz?  Bugünün ve yarının mühendisleri,  mühendisliğin gerektirdiği teknik bilginin yanı sıra, o tekniği biçimlendiren sanatın farkında olmadan işlerini yapabilecekler mi? Zannetmiyorum. Bence en azından Gustave Eiffel ve Maurice Koechlin’in üzerinde sanat bilgisi veya en azından farkındalığı içinde olmak zorunda kalacaklardır.

O nedenle bugünün çocukları, yarının mühendislerinin çocukluk dönemlerinden itibaren tüm eğitim süreçlerinin içinde sanat alanı olmak mecburiyetindedir. Bu çocuklar belki ileride sanatçı olmayacaklar ama mühendisliğin sanatını uygulayacaklardır.

 

3 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

3 Yorum

Avatar
Sevil Geyik 8 Kasım 2017 - 21:37

Çiğdem hanım, elinize emeğinize sağlık. Çok doğru tespitler. Mimar olarak kesinlikle katılıyorum. Maalesef mühendis arkadaşlarımızla sıklıkla karşı görüşlerde olabiliyoruz. Bakış açıklarımızdan dolayı.
Mühendislikte sanat kaçınılmaz olmalı. Daha görsel, sanatsal yapılar, köprüler inşa edilmeli. Daha güzel bir dünya için el ele, gönül gönüle adam sendecilikten uzak bir ucundan tutmuşsunuz.
Tebrik ederim, yolunuz açık olsun…
Sevgi ile kalın…

Reply
Avatar
Çiğdem Ertem 13 Kasım 2017 - 16:25

Çok teşekkürler Sevilcim, beğenmene çok sevindim 🙂

Reply
Avatar
Sevil Geyik 8 Kasım 2017 - 21:50

Sevgili Çiğdem Hn., elinize, emeğinize sağlık. Mimar olarak yorumunuza katılmamak mümkün değil.
Çalışma hayatımda mühendis arkadaşlarımızla karşı görüşlerde oluruz. Estetiğin, görselliğin gerekliliğini savunmak ne kadar gereksiz değil mi? Çocuk yaşlarda sanatla iç içe büyüyen geleceğin mühendisleri görsel binalara, köprülere imza atacaklar.
Daha güzel bir dünya için farkındalığınızdan dolayı sizi tebrik ederim.
Sevgi ile kalın…

Reply

Yorum Yaz