Montessori Eğitim Sistemi – 2. Bölüm

Berna Salkaya
0 Yorum

Herkese merhaba 🙂
Montessori konulu yeni yazımla yine sizlerleyim. Bir önceki yazımda Montessori eğitim sisteminin temel ilkelerinden uzunca bahsettiğim için yazmayı atladığım bir kaç konu kalmıştı. Hoş bugün kafamdakileri buraya aktardıktan sonra da Montessori konusunda öğrenilecekler bitmeyecek. (en azından benim için.)

Bugünde Montessori sisteminin içerisinde ne gibi aktiviteler barınıyor, eğitmenlerin bu eğitimleri verebilmesi için nasıl bir süreçten geçmesi gerekiyor gibi konulara değineceğim.

Montessori içerisinde neler barındırır?

Hazırsanız “bu kadar küçük çocuklar ile nasıl bu kadar fazla şey yapılabilir?” diyebileceğiniz Montessori faaliyet alanlarından bahsederek başlayalım.

Duyu Alanı Etkinlikleri

Montessori yaklaşımında en önemli yere sahip olan faaliyet alanı bana kalırsa bu kısım. El ve beyin koordinasyonunun kuvvetlendirileceği tüm faaliyetler bu alanın konusunu oluşturuyor aslına bakarsanız. Tahmin edebileceğiniz üzere de bu alan çocuğun beş duyu organını aktif olarak kullanmasını hedefliyor.

Okulumuzun uygulaması üzerinden takip edebildiğim kadarıyla bu amaca hizmet eden pek çok faaliyeti evde de yapmak mümkün. Mutfak örneğin, mükemmel bir duyu geliştirme sahası. Pera’nın okulda turşu yaptığını, mercimek ayıkladığını gördükten sonra “Nasıl olur onca çocuk bir arada??” desem de, bu faaliyetlerin aslında oldukça keyifli olduğunu farketmem çok uzun sürmedi. Artık mutfaktaki ayrılmaz partnerim oldu minik kızım. Üstelik dökmeden, saçmadan, bir şeyleri kırmadan bu işin üstesinden kolaylıkla gelebiliyoruz. İnanması çok güç değil mi 🙂

Bunun dışında Montessori saati adı verilen 1 saatlik sürede çocuklar çember şeklinde yere oturuyor ve sınıf öğretmeni günün konusunu materyaller yardımı ile anlatıyor. Materyal diyorum, çünkü derslere konu olan şeyler oyuncaklar değil. Örneğin geçtiğimiz hafta “Kızılay Haftası” çocuklara anlatılırken, sınıflara minik Kızılay çadırları kurulmuş, sedyeler konmuş. Çocukların bazıları hasta, bazıları hemşire, bazıları da doktor olmuştu. Resimleri gördüğümde ne kadar hoşuma gittiğini anlatamam. Resmen gerçek hayatın küçük bir simulasyonu gibiydi ortam. Daha keyifli bir öğrenme şekli olabilir mi?

Dil Geliştirici Etkinlikler

Dil geliştirici etkinlikler felsefenin diğer alanlarından biri. Görsel okuma kartları, kabartmalı harfler, metal çerçeveler ile kalem kontrolü yapabilen materyaller yardımıyla çocukların dil alanında da kendisini geliştirmesi sağlanıyor.

Bizim okulumuzda Almanca ve İngilizce olmak üzere 2 adet branş dersimiz de var. Bu dersler esnasında çekilen fotoğraf ve videoları izlediğimde eğitmenin elinde büyük bir görsel olduğunu ve görsel üzerinden çocuklarla iletişim kurmaya çalıştığını görüyorum. Eğitmen çocuklarla sürekli yabancı dilde iletişim kuruyor ve enterasandır sınıfta bir kaos ortamı hakim değil 🙂 Günde 1 saat olan bu aktivitelerin ne gibi faydası oluyor diye düşünmeyin. Bizimkinin kelime haznesi her geçen gün artarken, kulak dolgunluğu konusunda da ciddi oranda yol kat ediyor.

Matematik Etkinlikleri

Montessori sisteminin en çok içime sinen kısımlarından biri de matematik etkinlikleri. Ben matematik mühendisiyim ve yıllar boyunca en sevdiğim ders hep matematik oldu, insanların matematik konusunda zorlanması bana hep garip gelirdi okul yıllarında. Bu kadar keyifli bir ders nasıl pek çok kişi için azap halini alabilir diye düşünüp dururdum, sonra üniversite yıllarında küçük çocuklara matematik öğretmeye çalıştığımda sorunun çok temelden kaynaklandığını görmüş oldum. Bu mini mini beyinler için matematik çok soyut kalıyor, birileri somutlaştırmadığı ölçüde de her geçen gün daha karmaşık bir yün yumağına dönüşüyor.

Birlikte çalıştığım ve matematik konusunda ilerlemesine katkıda bulunduğum çocuklara hep işin mantığını anlatmaya çalıştım yıllarca. Şimdi çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek isteyen bir anne olarak, Pera’nın da aynı şekilde yetişmesini, onu bekleyen eğitim hayatından korkmamasını istiyorum. (belki de temenni etmek daha doğru 🙂 )

Tam da bu noktada Montessori yıllardır benimsediğim pek çok fikir ile birebir örtüşüyor. Okulu ilk gezdiğimiz gün “çocukların matematik alanında da gelişmesini sağlıyoruz” dediklerinde, açıkçası “boşa mı atıyorlar biraz?” diye düşünmüştüm. Sonra Betül Hanım bana bu amaçla kullandıkları materyalleri gösterdi. Materyaller çok ama çok basit. Örneğin minik minik çubukları ahşap bir blog üzerine tek tek yerleştirip, blogu dolduran çocuk aslında bir destelik çubuk toplamış oluyor. “1 deste 10 adetten oluşur, hadi bakalım ezberle” demek yerine çocuk ihtiyacı olan kadar çubuğu kendisi topluyor, bloğun içerisine yerleştiriyor ve sonrasında yaptığı şeyin bir deste olduğunu öğreniyor. Bu örnekte çocuk bir şey öğrendiğinin farkında bile olmadan öğreniyor mesela deste kavramını. “Önyargı” kavramı yıkılıyor, çünkü işin içine oyun katıldığında süreç otomatik olarak çocuk için cazip hale geliyor.

Bir çocuğun matematik alanındaki aktivitelere katılıp katılmayacağı eğitmenlerin gözlemi sonrasında belirleniyor. Zaten okulun genel ilerleyiş şekli de bu, çocuk için her yeni başlangıçta tüm eğitmenlerin planlanan adımla ilgili ortak bir karar vermiş olması gerekiyor. Ben bu konudaki deneyimlerine güvendiğim için okulun yönlendirmesi doğrultusunda hareket etmeyi daha doğru buluyorum.

İşin bir de “matematik öğrenmek için henüz çok küçükler, bu yaşta böylesine bir bilgi yüklemesine gerek yok” boyutu var. Bu kısım bana kalırsa kişisel beklentilerinizle alakalı, bence verilen eğitim çocukların sınırlarını zorlarken, her çocukta kendi karakter ve dinamiklerine uygun olacak şekilde biçimlendiriliyor, dolayısıyla her çocuk kendi sınırlarına göre zorlanıyor. Ahmet ile Ayşe’yi karşılaştırmak yok, hepsi kendi içinde bir değer. Bu sistemin en güzel tarafı çocuğun kendi rüzgarıyla sürüklenmesi; eğitmenler gözlemleyen, yol gösteren bir parçası sistemin, dolayısıyla düşündüğünüz gibi “bu çocuklar yarış atı mı?” ortamı oluşmuyor.

Kültür Etkinlikleri

Bu alanda ise çocukların yaşadığı çevreyi, geleneklerini, tarihini, yemeklerini, dansını öğrenmesi ve kendi çevresiyle bütünleşmiş bireyler haline gelmesi hedefleniyor. Peki bunu nasıl yapıyorlar derseniz, yine işlenmek istenen temanın minik simulasyonlarını yaratarak, yukarıdaki Kızılay örneğinde olduğu gibi aslında diyebilirim. Zaten aylık bültenler önceden açıklanıyor, eğer haftalık program içerisinde belirli bir temaya ağırlık verilecekse, uygulama üzerinden bazı bilgilendirmeler yapılıyor ve bizde veliler olarak okulun yönlendirmelerini uygulamaya çalışıyoruz.

Çocukların sosyal çevresiyle bütünleşirken aynı zamanda hayvanların, bitkilerin de farkına varması, onlara da değer vermesi hedefleniyor. Pera bir gün eve gelip, sokak kedileri için yaptıkları kulübeyi ya da bahçeye ektikleri çiçekleri anlatabiliyor mesela. Özellikle yoğun şehir temposunun içerisinde, bir ormana gidip temiz hava alacak vakit bile bulamazken bu tarz aktivitelerin okul üzerinden yapılabiliyor olması bana çok daha iyi hissettiyor.

Montessori Eğitmenleri

Tüm bunların yanı sıra eğitmenler de kendi almış oldukları eğitimlerin yanı sıra, özel bir Montessori eğitimine tabi tutuluyor. Bizim okulumuzun eğitmenlerinin tamamının American Montessori Society üyesi olması da diğer olumlu bir özellik. (Benzer tüm kurumlar için aynı durum söz konusu mu bilmiyorum.)

Eğitmenlerin çocukla bağ kurabilen, sistemin gerekliliklerini yerine getirebilen ve en önemlisi çocuklara sevgiyle yaklaşabilen kişiler olduğunu görmek, 3 yaşındaki kızımı bu kuruma emanet eden bir anne olarak içimi çok rahatlatıyor.

Sizce de tüm bu nedenler Montessori eğitim sistemini sevmek için yeterli değil mi?

Hepinizin içinize en çok sinen kurumla, keyifli bir eğitim hayatına başlayabilmeniz dileğiyle,
sevgiyle kalın.

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz