Ev Ofis, Ofis Ev?

Berna Salkaya

Bu kadar uzun bir aradan sonra, anlatabileceklerim böylesine birikmişken bilgisayarın başına oturup yazıp yazıp silmem çok garip. Duygularım sürekli değişkenlik gösteriyor, öte yandan yaşadıklarım zaman kavramını unutturacak kadar aynı.. Bir sabah aşırı enerjik, sanki 9 ay öncesindeki sıradan bir sabaha uyanmış kadar mutlu kalkarken, akşam büyük umutsuzluklar ve korkularla gidiyorum yatağıma. Kafam umut-korku-mutluluk-endişe-şükür beşlemi arasında gidip geliyor, daha kötüsünü düşünüp içinde bulunduğumuz duruma şükretmeye çalışıyorum. Tüm bunların sadece 9 aydır böyle olduğuna ikna etmeye çalışıyorum kendimi, çünkü çok uzun zamandır böyle yaşıyormuşuz gibi geliyor bana.

Sanki biri beni sanal bir dünyanın içerisine hapsetmiş gibi hissediyorum. İnsanı fonksiyonlarım tam olarak mekanik bir düzende çalışmaya ve olan biteni sorgulamayı bırakıncaya kadar bu dünyadan çıkamayacak gibiyim.

Her sabah aynı saatte kalkıyorum ve güne birbiri ardına eklenmiş toplantılara girerek başlıyorum. Simsiyah bilgisayar ekranımın arka planında bir sürü ses birbirine karışıyor, çoğu zaman konuştuğum kişilerin yüzünü bile görmüyorum. Kişiler benim için AK, BS, GF… den ibaret. Bazen kimin kim olduğunu hatırlamak için ekip arkadaşlarıma soruyorum:

“GF hangi ekiptendi, adı neydi? “
“Daha önce denk gelmiş miydik biz başka bir toplantıda?”
“GF’yi SS sandım, sesi SS’ye çok benziyor, bir an bu adamın bu toplantıda ne işi var dedim kendi kendime..”
……
Ben ki, simaları bile hafızama kaydetmekte zorlanan bir insanım, düşünün şuan insanları ses tonlarından ayırt etmeye ve tanımaya çalışıyorum.
ZOR… ama bi yandan komik tarafları da yok değil:
“ST’nin karısının sesini duydun mu, nasıl bas bas bağırıyordu adama….”
“AA’nin kocası geçti bak kameranın arkasından, adam sinek, karısı siklet….”
“Ay kamerası açık girdi toplantıya, üzerinden pijamasını bile çıkarmamış….”
“HG’nin public kanaldan yazdıklarını gördünüz mü, o yanlış yere yazdığını fark edene kadar çoktan aldık ekran görüntülerini…””” – HG, yüksek ihtimal yöneticisine ağır ithamlarda bulunmuştur ve yöneticisi de bunları okumuştur-
….
Velhasıl, ev ofis, ofis ev olunca dengelerimiz bozuldu. Normal şartlarda 8-9 saatimizi birlikte geçirdiğimiz “İŞ ARKADAŞLARIMIZ”la, artık özel hayatımızı da birlikte yaşar olduk. Önceleri hepimiz çeşitli mahcubiyetler ve rezil oldum krizleri yaşarken artık ipin ucunu bıraktık.

Meşhur atasözümüz, artık mottomuz oldu:
“YİĞİDİN MALI MEYDANDIR” deyip geçiyoruz. Bu aynı zamanda bir tür akıl sağlığını koruma yöntemi de oluyor. Yoksa düşüne düşüne, kura kura hepimiz toptan delireceğiz.

Önceleri sadece ben bu kadar takıyorum, bu düzen sadece beni bu kadar etkiliyor sanıyordum. Oysa konuşma ve paylaşma dürtüleri hepimiz için ortak.. Geçen gün çok sevdiğimiz bir arkadaşımız toplu konuşma grubumuzdan “sizi çok özledim salkaya ailesi” temalı sesli bir mesaj atınca bunu bir kez daha anlamış oldum. Mesajı gönderen arkadaşımız erkek, hatta eşi “bana böyle özlem dolu mesajlar atmadın” geyikleriyle sanal sohbetimizi adeta bir sit-coma çevirirken, benim aklımdan bir yandan da şunlar geçiyordu:
“Demek ki, insan için sosyalleşmek ve bir arada olmak gerçekten büyük bir ihtiyaçmış.”
“Demek ki, yıllarca neden ofise gidiyoruz, keşke evden çalışsak demeyecekmişim.”
“Demek ki, ofiste kıymetini bilmeden toplantı aralarında içtiğim o kahvenin gerçekten kırk yıl hatırı varmış.”
“Demek ki, her gün bunun meymenetsiz suratını mı çekeceğim dediğim H’ye günaydın demek, bilgisayar arkasından gelen seslerden güzelmiş.”
“Demek ki, şikayet etmeden önce sahip olduğumuz şeylerin kıymetini bilecekmişiz.”
“Demek ki, çekirdek ailen seni ne kadar mutlu etse de, hayat gerçekten dostlarla daha güzelmiş.”
….
Sadece ben değil, hepimiz çok özlemedik mi? Keyifli masa sohbetlerini, iş arasında yapılan kahve kaçamaklarını, sevdiklerimize doyasıya sarılmayı, futursuzca plan yapabilmeyi, saat dokuz oldu mu yasak başladı mı diye düşünmeden gönlümüzce gezebilmeyi?

Yeni yıla ait çok büyük beklentilerim yok. Bu süreçte hepimiz “herşeyin başının sağlık” olduğunu yaşayarak öğrendik. 31 aralıktan bu güne hayatımızda ani bir değişiklik olmayacak, farkındayım; ama yeni yıl demek yepyeni umutlar, güzel dilekler, mutlu başlangıçlar demek..

Bu yıl hepimiz için 2020’den daha güzel, çok sağlıklı bir yıl olsun, kendinize çok iyi bakın.

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz