Güle Güle Biberon!

Berna Salkaya
0 Yorum

Pera’nın çok zaman önce bırakmasını istediğim ama münferit sebeplerden dolayı ertelediğimiz diğer bir konu ile biberon alışkanlığı idi. İçinizde bu konuya benim gibi bakmayan anneler olabilir, ama bana kalırsa 3 yaşını bitirmiş bir çocuğun biberon ile süt içmesi aslında çok normal bir durum değil.

Rutin psikolog görüşmelerimiz esnasında Irmak Hanım’da bizi bu konuda uyarınca aksiyon alma zamanı gelip çattı. Tahmin edebileceğiniz üzere alışkanlık değiştirmeye yönelik aksiyonlar o kadar da kolay alınmıyor. Hele düzenli uyku saatleri, yoğun iş temposu falan devreye girince “bugün değil de yarın başlarız artık..” cümlesini çok kullanıyor insan 🙂

Bugün yarın diyerek süreci ertelediğimiz bir cumartesi akşamı Pera ile bir arkadaşımın evine yemeğe gittik. Sohbet muhabbet çok güzel olunca akşam kalkamadık masadan ve orada kalmaya karar verdik. Ben tabi tedbiri elden bırakmayan bir anne olarak biberonu yanımda getirmiştim. Hoş ben unutsam; kapıdan çıkmadan önce Onur mutlaka hatırlatır ve aramızda şu klasik kısa diyalog geçer:

  • Yıldızlı battaniye? Ok.
  • Pera’nın biberonu? Ok.

O günde tedbirli davrandığımız için birbirimize methiyeler yağdırdıktan sonra Pera’yı çabucak uyuttuk. (çabucak dediğime bakmayın, ortamdaki eğlenceden o da epeyce nemalandı ve bir biberon shottan sonra kendini uykunun kollarına bıraktı.) Sorunsuz ve eğlenceli bir akşam sonrasında arkadaşlarımızı uyandırmadan evden çıkalım kaygısına düşünce en unutmamam gereken şeyi orada bırakarak evden çıkmışım: BİBERON

İşin kötüsü tüm günü dışarıda geçirecek bir plan yapmış olduğumuz içinde bu durumun farkına varmamız akşam saat 21’i buldu. Pera’yı uyku için hazırlamaya başlarken kontrolsüz bir “hiiiiiiiiiii” sesi çıktı ağzımdan. Onur “Noldu?” diye içeri endişe içinde dalınca “biberonu Ayşegüller’de unutmuşum” dedim. Birbirimize bir kaç saniye baktık acaba nasıl bir yaygara koparacak diye. O saatte artık yapacak bir şey olmayınca Onur “O gün bugünmüş hayatım, hadi gidip söyleyelim” dedi. Suçlu suçlu geçtik bizim yer cücesinin karşısına.

“Peracım, uyku saatin geldi ama bir sorunumuz var. Biberonu Ayşegüller’de unutmuşuz” dedim. Tahmin edebileceğiniz üzere ilk anda kıyameti kopardı. Fazlaca duygu sömürüsü içeren ” ama sen benim biberondan süt içmeden uyumayacağımı bilmiyo musun??” “Ayşegül’ü ara getirsin”, “Baba nolur biz gidip alalım” cümleleri eşliğinde yaklaşık bir 15 dakika ağladı.

Nasıl sakinleştirebilirim acaba diye düşünüp dururken, ebatları küçük olduğu için iade etmek istediğim yeni kupalar geldi aklıma. Kutuları ilk açtığımızda kupaları çok sevmiş ve hatta onları kendisi için aldığımı sanmıştı. Koşarak mutfağa gittim ve kupalardan birini alıp geldim. “Biberon yok ama istersen bu kupalardan biri senin olabilir” dedim. Ağlaması anında bıçak gibi kesildi. ( Evet, yine timsah göz yaşlarıymış arkadaşlar 🙂 ) “Hadi gidip sütümü hazırlayalım o zaman.” dedi ve birlikte mutfağa gittik.

Ben tabi ipin ucunu yakalamış bir anne olarak, motive edici cümlelerimi arka arkaya sıralama başladım:

B: Peracım gerçekten çok sevindim artık kupada süt içecek olmana. İstersen sana yeni bir kupa daha alabiliriz.

P: Sen yarın kargocu abilere söylersin, bana yeni bir bardak daha getirirsinler anne.

B: Olur tabi bebeğim, üstelik üzerinde Mickey resmi olan bardaklardan alabiliriz sana.

P: Sen Ayşegül’ü ara, benim biberonumu başka çocuğa versin. Ben büyüdüm artık.

B: Hadi bakalım şimdi sütümüz hazır, sen iç tatil günümüzde birlikte yeni bir bardak daha alabiliriz eğer istersen……

Özetle olleyler, alkışlar, şarkılar eşliğinde sütünü içti ve sorunsuz bir şekilde uyudu. Aşırı kolay olmuştu gerçekten, aşırı!!

Ertesi gün öğlen uykusuna da gene aynı şarkılar, alkışlar eşliğinde yattığını öğrenince derin bir oh daha çektim. Gerçekten bu işten de yırtmıştık. Yırtmasına yırtmıştık ama bizim yer cücesine verdiğim sözü tutmayı unutmuş ve ertesi gün eve dönerken ona mickeyli bardak getirmemiştim. Zile bastığım anda “mickeyli bardağım geldiiiii” diye çığlık çığlığa kapıya koştuğunu duydum. Ta ta ta taaaaam! Tahmin edebileceğiniz üzere, kapıyı açtığı gibi bardağı sordu. (Eğer biri ona bir söz veriyorsa o sözü asla unutmaz.)

Annelik bazen pembe yalanlar söylemeyi gerektiriyor yapacak bir şey yok 🙂 Kargocu abiyi suçlamak da en kolayı olunca, el mahkum ihaleyi kargoculara yıktık. Sakin sakin dinleyip, ikna olunca o akşam da biberon diye tutturmadan uykuya daldı.  Ertesi gün unutmamak için telefonuma ve Onur’un telefonuna hatırlatma kurdum. Bu yer cücesi aynı numarayı ikinciye yemezdi çünkü. 🙂 İşten vakit bulduğum ilk anda da koşarak soluğu Paşabahçe’de aldım. ( Şansıma iş yerimin hemen yakınında koskocaman bir mağazası var.) Aradığım mickeyli bardağı bulunca tamam dedim, görev tamamlandı. Kasadaki nazik görevlinin tuhaf bakışları altında tek bir bardak için süslü bir hediye paketi de yaptırmayı atlamadım tabi. Adamcağız “10 liralık bardak için yaptırdığı pakete bak” diye düşündü kesin benim için 🙂

Tahmin edeceğiniz üzere akşam eve döndüğümde mickeyli bardak beklenen sükseyi yaptı ve biberon gerçekten bizim için mazi oldu. Yaklaşık iki haftadır Pera artık uyumadan önce biberon kelimesini ağzına almıyor. Yeni ilgi alanı artık bardaklar, bir süre hevesini kırmamak için alacağımız bardaklar ile evde bir koleksiyon yapacağımız da çok net artık.

Evdeki ikinci spatulaya bile tahammül edemeyen tam bir fazlalık düşmanı olarak bir süre sonra “evdeki bardakları dolapta optimize etmenin yolları” başlıklı yeni bir yazı yazarsam hiç şaşırmayın, zira bu minikler insanı her yola getiriyor. 🙂

Bir görevi daha başarıyla tamamlamanın vermiş olduğu huzurla burada cümlelerimi sonlandırıyorum, bir sonraki görevde görüşmek üzere!

Sevgiyle kalın 🙂

 

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz