Çalışan Anne Olmak

Berna Salkaya
0 Yorum

Pera 6. ayını doldurduğunda yeni bir işe başladım.  Aslında o dönemde niyetim Pera 1 yaşını doldurana kadar herhangi bir değişiklik yapmamak yönündeydi. Fakat bir yandan da mevcut iş yerimde fazladan 1 saat geçirecek olma fikri bile beni rahatsız ediyordu. Bu rahatsızlığımı dile getirdiğimde ise “Sana rahat batıyor” , “Kafayı yemiş olmalısın, çocuğun olmasına rağmen eski banka günlerine mi dönmek istiyorsun? “, ” İyi bir şirkette, mesaisiz, stressiz bir ortamda anca senin gibi idealistler rahatsız olabilir” şeklinde tepkiler alıyordum. Bu söylemlerin tamamını haksız yada yanlış bulmuyorum. Üzerinde etraflıca düşündüğümde rahat bir iş ortamının insana ne kadar geniş bir konfor alanı sağladığının elbette farkındayım. Fakat burada bazı parametreler devreye giriyor ki, bunların uzun vadedeki etkisi rahat geçirilecek 1-2 yıldan çok daha fazlası olabiliyor. “Çalışan anne mi olmalıyım, yoksa bebeğime kendim mi bakmalıyım” sorusunun cevabı oldukça göreceli. Çünkü her iki seçenekte müthiş avantaj ve dezavantajlardan oluşuyor.
Parça parça düşünecek olursak;

Para mı, bebeğime daha fazla zaman yaratmak mı ?

Bu soruya cevap verirken insan ilk olarak içinde bulunduğu ekonomik durumu değerlendirmeli bana göre. Örneğin ben hiçbir ekonomik kaygısı olmayan zengin biri olsaydım tabiiki de tercihim 3 yaşına kadar Pera’ya benim bakmam yönünde olurdu. Fakat 6 ay sonunda işe başlayacağım en başından beri belliydi. Belki bu süreyi 1-2 ay daha uzatabilirdim fakat öyle ya da böyle bir gün gelecek ve ben işe başlayacaktım.

Özellikle Pera doğduktan sonra değişen ihtiyaçlarımız neticesinde çalışma hayatıma devam etme konusundaki görüşlerim daha da netleşmişti. Ona daha konforlu bir ev ortamı ve daha iyi bir sosyal çevre sunabilmek için yaşadığımız semti değiştirmek en büyük öncelik halini almıştı benim için. İhtiyaçlarımız çok net olmasına rağmen yine de iş arama sürecini bir süreliğine rafa kaldırmaya karar verdim o dönem, minikle iş stresi yaşamadan geçireceğim bir 6 ay fikri bana iyi geliyordu.

Evrene ne zaman böyle bir mesaj versem, hep önüme altın tepside bir fırsatla gelir. Bir süre daha aynı ev ve aynı işle devam etme kararı aldığım gün yeni bir iş gündeme geldi. Hem ekonomik dengelerimizi hemde kariyer planımı tam da istediğim yönde şekillendirebileceğim bu fırsatı “nasıl olsa yine gelir” diyerek geri çevirmedim ve şuanda iyi ki de bu kararı vermişim diyorum. Akşamları eve döndüğümde Pera’yı evimizin bahçesinde beni beklerken ya da çocuk parkında arkadaşlarıyla oynarken bulmak ve onun bütün gün evde kalmak zorunda olmadığını bilmek bana acayip iyi geliyor. Anneannesi ile birlikte günün istedikleri saatinde dışarı çıkabiliyorlar, eski evimizde ise Pera’yı en yakın çocuk parkına götürmek bile bir efordu benim için. İstanbul’da yaşayan ve kapısının önünde yeşil bir ağaç, bir çocuk parkı olmayan anneler beni çok iyi anlar.
Şuan konforlu sahamdan çıkıp bu kararı vermemiş olsaydım ona bu imkanları sağlayabilmek için bir süre daha beklemek zorunda kalacaktım. Dolayısıyla bu sorunun cevabı benim için “PARA” yı seçmek değil, ona daha iyi vakit geçirebileceği daha kaliteli bir ortam sunmak oluyor.

Kariyer hayatıma kaldığım yerden devam edebilecek miyim ?

Bu da yine kişisel beklentilerinizle alakalı bir durum aslında. Ben işe başladığım ilk günden bu yana hep kendimi bir adım öteye taşımayı hedefleyen biri oldum. Yaptığım işi ve kendimi geliştirebilmek benim için hep iyi bir motivasyon kaynağı oldu. Çünkü motive oldukça ve hayattan alabildiklerimi gördükçe daha iyilerini hedeflemeye başladım. Bu bilinçle ilerlediğim 5 yılımı değerlendirdiğimde yine iyiki de bu yollardan geçtim ve bu kararları aldım diyorum. Yukarıda bahsettiğim konuyla birebir alakalı aslında, eğer çok zengin bir ailenin kızı olsaydım ne okul hayatımı ne de kariyer planımı bu kadar kafaya takmıyor olabilirdim. Dolayısıyla sorumluluk ve “birşeyler yapmalıyım” bilinci çok eskilere dayanıyor, bunun temel nedeni ise “zorunluluk”. Yıllardır alışmış olduğum standartları artık kendim devam ettirmek zorunda olduğum için de çalışmak ve kendi geleceğimi düşünmek durumundayım. Maalesef özel sektör çok acımasız, 3 yıl boyunca çocuğuma kendim bakma kararı alsaydım şuan 3 yıl sonrası için hedeflediğim noktaya ulaşmam bir hayal bile olamayacaktı benim için.

Peki ya o büyüdüğünde ben ne yapacağım?

Her insanın mutlu olmak için motivasyon şekli farklı, ben üretebildiğim, verimli olduğum ölçüde mutlu hissediyorum kendimi. Evrenin bir gerçeği de bu çocukların bir gün büyüyeceği ve anne bağımlılıklarının azalacağı. İşte o gün geldiğinde ve o artık kendi bağımsızlığını ilan ettiğinde yapabileceğiniz pek çok şeyden vazgeçmiş olmak sizde tuhaf bir boşluk hissi yaratabilir.  Hatta bu boşluk psikolojik olarak bile etkileyebilir insanı. En yakınınızda kendi annelerinize sorduğunuzda bile buna yakın cevaplar alacak olma ihtimaliniz çok yüksek. Mesela ben annemin sıklıkla ” sizler büyüdükten ve bana eskisi kadar ihtiyacınız kalmadıktan sonra kendimi resmen boşlukta hissettim” dediğine çok kez şahit oldum. Bu durumdan hiçbir zaman %100 şikayetçi olmasa da eminim hayatının bir döneminde çalışan anne olma opsiyonunu denemiş olsaydı o şekilde devam etme kararı alabilirdi ve bu da asla onu daha kötü bir anne yapmazdı.

Vaktimin büyük bir kısmını işe ayırdığımda iyi bir anne olabilecek miyim?

Bizim toplumumuzda “iyi anne olma” kavramı maalesef kendini çocuğuna adamaktan geçiyor. Toplum kadına “iyi anne olma“,”iyi bir eş olma” misyonunu yüklerken, bunun tek yolunun “çalışan anne olmamak” olduğunu vurguluyor. Bu durum da çalışan anne psikolojisi olumsuz yönde etkileniyor ve  anneler genelde duygusal baskılara maruz kalıyor. Çalışan annelerin çocuklarının şımarık ve huysuz olmasından dem vuruldukça ve bunun tanısı da “anne özlemi” olarak konulunca zaten duygusal olarak incinmeye çok kolay olan yapımız dağılıyor. Çalışan anne olmanın zorlukları herkes tarafından bilinmesine rağmen toplumumuz “çalışan anne olmayı” çocuklarımıza tercih etmişiz gibi davranarak hissedilen suçluluk duygusunu arttırmaktan genelde keyif alıyor. Biri de çıkıp “Düzenli ve planlı bir hayat seni hem iyi bir anne, hemde iyi bir iş kadını yapar” demiyor. Çevremizde gördüğümüz “başarılı kadın örnekleri” genelde evini ve özel hayatını ikinci plana atmış kişiler olunca da anne – çocuk bağının bu düzende çok sağlıklı olamayacağı fikri empoze ediliyor. Bu da yine kesinlikle beklentilerinizle ilgili bana kalırsa.

Bundan birkaç yıl önce iyi bir bankanın genel merkezinde çalışıyordum. Evli ve çocuklu da değildim o dönemde. İşimi çok sevmeme ve kariyer beklentim olmasına rağmen oradan ayrıldım. Çünkü özel – iş yaşam dengesi resmen kalmamıştı. Ne eşime, ne aileme, ne arkadaşlarıma, ne de kendime zaman ayıramaz durumdaydım. Bir süre sonra iş yaşantımda yaşadığım tatmin beni mutsuz etmeye başladı ve ayrılma kararı aldım. Şuan orada devam ediyor olsaydım, iyi bir pozisyonda ama çok yoğun ve stresli çalışan bir anne olabilirdim. Şimdiyse büyük bir e-ticaret firmasının IT departmanında çalışıyorum ve iş hayatı benim için saat 5’te bitiyor. Evden çalıştığım günler, mesaiye kaldığım zamanlar olmuyor mu, elbette oluyor ama oldukça sınırlı. Durum böyle olunca da kendimi iş hayatına gömülmüş ve dış dünyadan bihaber biri gibi hissetmiyorum. Özetle, nasıl bir çalışan anne olacağınız tamamen sizin seçimleriniz ile alakalı.

Aynı şekilde çalışan anne olmamakta sizin seçiminiz. Bunun sebepleri kimseyi ilgilendirmez. Yukarıda da belirttiğim gibi belki hiçbir ekonomik kaygım olmasaydı bende şuanda bambaşka bir noktada olabilirdim. Bir şeyleri daha kolay elde edebilme opsiyonu varken insan neden daha fazla kendini yormak istesin ki? Her iki durum içinde bence en kritik nokta, insanın kendisi ve ailesi için uzun vadede en doğru kararın hangisi olduğunu seçebilmesi. Verdiği kararı içine sindirebilmesi. Gerisi birazda şansa ve hayatın bize sunacağı fırsatlara kalıyor ne de olsa 🙂

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz