Çalışan Anne Olmak

Zehra Altınkese
0 Yorum

“Anne olduğumda çalışacak mıyım?” “Şimdi anne oldum çalışmaya devam etmeli miyim; yoksa çocuğumu kendim mi büyütmeliyim?” soruları her kadının anne olmadan önce de anne olduktan sonra da kafasında dönüp durur. Tüm bu bilinmezliklerin cevabı kişinin benliğinin içinde gizlidir aslında. Anne sıfatını alan, almaya hazırlanan kişi her şeyden önce bir bireydir. Birey olarak da kendini tanımakla yükümlüdür. Kişi gerçekte kimdir? Hayattan beklentileri, istekleri nelerdir? Onu ne mutlu ediyor ne üzülmesine sebep oluyordur? Kadın kendi farkındalığı ile ilgili bu sorulara cevap verebildiği ölçüde anne olduğunda çalışıp çalışmayacağı sorusunu yanıtlayabilir. Kararı ne olursa olsun, o artık seçimini yapmıştır; tercihinin sonuçlarını yaşayacak olan da yolunu istediği gibi şekillendirecek olan da ta kendisidir!

Çalışmayı seçen bir anne, toplum ve ailesi tarafından kendini bir rol çatışması, stres ve aile içi gerilim tablosu içinde bulabilir. Ondan beklenen rol ile kendi istekleri çatışabilir. Bu durum suçluluk hissetmesine, çocuğuyla yeteri kadar ilgilenemediğini düşünmesine yol açabilir. Peki bir anneyi “iyi” veya “kötü” yapan çalışıp çalışmıyor olması olabilir mi? Çalışmayı, işini seviyor olması çocuğunu sevmediğini mi gösterir? Tabi ki hayır. İyi anne olmak demek ne evinde oturup çocuğuna bakan anne olmak, ne de çalışan anne olmak demektir. İyi anne olmak, anne-babalığı öğrenmiş, sağlıklı ve tutarlı davranışları kabullenmiş kişi olmak demektir. Bu sebeple çalışan bir anne iseniz, çalıştığınız için suçluluk duymayın. Hele ki suçluluk duygusuyla çocuğa her istediğini vermeyin, aşırı iyi bir tutum sergilemeyin. Siz, nasıl daha iyi bir anne olurum diye düşünüp bunun için çaba harcayın.

Çocuk psikolojisi temelinde önemli konulardan biri olan Bağlanma Kuramına göre, çocuğun ilk yıllarında anne ile kuracağı ilişki ileriki dönemlerinde diğer insanlar ile kuracağı ilişkinin temelini oluşturur. Anne-çocuk arasında güven ilişkisi oluşursa; yani çocuk anneye güvenli bir şekilde bağlanırsa (ağladığında ihtiyaçları hemen karşılanırsa, anne sıcaklığının farkına varırsa vb.) ilerleyen yaşlarında psikolojik olarak daha sağlıklı bir birey olabilmektedir. Bu kuram açısından baktığımızda çocuğun bir, bir buçuk yaşına kadar anne ile büyümesi önemlidir. Daha sonra anne çalışma hayatına geri dönebilir.

Gelin beraber iki tip anne düşünelim:

7/24 çocuğuyla beraber olan “evinde oturup” çocuğunu büyüten anne olsun ilk örneğimiz. Evin yükü, çamaşır, bulaşık, çocuk bakımı (yemesi, içmesi, giydirmesi, altını temizlemesi) gibi işlerle zamanını ve enerjisini tüketen bir anne evde bulunduğu zamanın arzu ettiği kadarını çocuğuyla ilgilenerek geçirebiliyor mudur? Belki de en çok çocuğuyla iletişim kurup onunla oynamak istemesine rağmen buna vakti ve enerjisi kalıyor mudur? Evine ve çocuklarına aynı zamanda bakarken hiç mi bunalmıyor, sıkılmıyordur?

Bir de işinden evine dönen çalışan anne getirin gözünüzün önüne. Çocuklarını saatlerce görmemiş, onları özleyen, eve geldiğinde iş yükünü çalıştığı yerde bırakmayı başarabilmiş, elinde olan az zamanını daha verimli ve aktif şekilde kullanmak zorunda olduğunun bilincine varan bir anne. Vaktini, tüm ilgi ve önceliğini çocuklarına yönlendirerek onlarla oyunlar oynayarak annelik davranışlarını tutarlı bir şekilde yerine getirerek değerlendiren bu anneyi düşünelim birlikte.

Bu iki örnek ne gösteriyor peki bize? Öncelikle çocukla geçirilen zamanın süresinin değil; bu süre içinde çocukla kurulan iletişimin kalitesinin önemli olduğunu anlatıyor. Oyun oynayarak, sarılarak, ilgilenerek, gözlerinin içine bakarak çocuğa kendini değerli hissettirmenin her şeyden önemli olduğuna işaret ediyor. Bu örnek en önemlisi, çalışan annenin de iyi anne olabileceğini, evinde oturup çocuğunu büyüten annenin çocuğuyla daha fazla ilgilenmek istemesine rağmen iş yükünden yorulabileceğini, kendini bunalmış hissedebileceğini gösteriyor.

Sevgili anneler, ister çalışıyor ister çalışmıyor olun; eğer evin içindeyseniz tüm önceliğiniz çocuğunuz olsun. Temizlik mi yapılması gerekiyor verin kızınızın oğlunuzun eline bir bez, beraber temizleyin ortalığı. Yemek mi yapılacak çocuğunuz mutfağa getirsin oyuncaklarını o da sizin gibi yemek yapsın. Tüm bunlar olurken çocuğunuz vaktinizi onunla ilgilenerek geçirdiğinizi, kendisine değer verdiğinizi hissedecektir. Yapacağınız bu ufak tefek dokunuşların evlatlarınız için çok kıymetli anlar olmasına müsaade edin lütfen…

Anne- baba ile çocuğun arasındaki iletişimin kaliteli olmasında en önemli etkenlerden biri de anne-babanın kendi aralarındaki ilişkinin sağlıklı ve yeterli olmasıdır. Sevgili anne-babalar lütfen eşlerinizi sevin, özellikle çocuklarınızın önünde birbirinize sevdiğinizi söylemekten, sevginizi göstermekten çekinmeyin. Çocuk sahibi olmanın eş rolünüzün önüne geçmesine izin vermeyin. Önce eşinizle tatmin edici bir birliktelik yaşayın ki anne-baba-çocuk ilişkinize de yansısın bu durum. Göreceksiniz, mutlu ve huzurlu bir aile ortamında büyüyen bir çocuk ileriki dönemlerinde hem mutlu ve huzurlu olacak, hem de bu hissiyatları karşısındaki kişiye verebilen bir birey haline gelecektir.

Sözlerime iyi anne-baba farkındalığı yaratarak son vermek istiyorum. Beş tane duyu organınız var değil mi? Peki siz bunların tamamını çocuklarınız için kullanıyor musunuz? Şunu demek istiyorum: Öncelikle gerçekten görebiliyor musunuz çocuklarınızı? Onların varlıklarını kabul edip benimsiyor musunuz? Koklayabiliyorsunuz mesela ?Çocuğunuzun kokusunu içinize çekiyor musunuz? Onun söylediklerini veya söylemek istediklerini işitiyor musunuz? Sarılıyor musunuz korkmadan, sadece ilginizi ve şefkatinizi göstermek için? Öpüyor musunuz onu ne kadar çok sevdiğinizi söylerken? Çocuklarınız ve kendiniz için tüm duyularınızla bunları yaparak çocuklarınızı değerli hissettirebilirsiniz. Bazen unutulan, insanın aklından çıkan bu küçük şeyler, sağlıklı bir iletişimin olmazsa olmazları aslında..

Sevgili anne-babalar, bir de gülümsemeyi hiç unutmayın olur mu? Siz gülümsemeyi hep hatırlayın ki çocuklarınız da sizinle birlikte kahkahalar atabilsin…

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz