Bir Doğum Hikayesi – Sezaryenden KORKMA!

Berna Salkaya
0 Yorum

Aradan neredeyse 3.5 yıl geçmiş olmasına rağmen dünmüş kadar net hatırladığım anılarımdan biri doğum hikayem.. Muhtemelen doğum yapan her kadın için de bu durum böyle. Erkekler için askerlik anıları neyse, kadınlar içinde doğum hikayeleri o 🙂

Bugün hamilelik haberini aldığım bir arkadaşıma, bir şekilde doğum hikayemi anlatırken bulunca kendimi “e ben en çok yazmam gereken konuyu yazmamışım buraya” diyerek oturdum bilgisayar başına. Özlemişim buraları, kahvemi elime alıp bana kendimi iyi hissetiren bir anı yazmayalı epeyce uzun zaman olmuştu çünkü. 🙂

O zaman hazırsanız başlıyorum, sonuna kadar okumanızı da şiddetle tavsiye ediyorum. Çünkü anne adaylarının içini rahatlatacak bu hikaye sezaryenle yapılan bir doğumunda ne kadar sağlıklı ve iyi olabileceğinin hikayesi. 🙂

Doğum aslında her kadın için bir tramva. Tabi ki bu tramvayı yaşama ve karşılama ölçütü hepimiz için farklı. Yaşam koşulları, maddi imkanlar, aile, sosyal çevre gibi pek çok faktör bu süreçte anne adayını epeyce etkiliyor. Bazen sizi en çok düşünen aileniz bile, üzerinizde stres yaratabiliyor. Aile bir yana,  etrafınızda süreci deneyimlemiş her kadının, hatta doğum yapamayan ama internet ya da doğum yapmış eşi sayesinde süreci ezberleyen pek çok erkeğin bile bu konu hakkında verebileceği çok sabit öneriler var: “Normal doğum yapmalısın!”

Bende bu önerilerden epeyce nasibimi almış ve kendimi normal doğuma şartlamış bir anne adayıydım. Dünya da pek çok kadın normal doğum yapmışken, normal doğum bu kadar güzel ve sağlıklı iken benimde bunu başaramamam için hiç bir neden yoktu. 27 yaşında doğum yapacak genç ve sağlıklı bir anne adayıydım. İlk 12 hafta yaşadığım mide bulantıları dışında harika diyebileceğim bir hamilelik dönemi geçiriyordum. Neşem, keyfim, enerjim her şey yerindeydi. Genetik olarak olumsuz bir hikayem yoktu. 35. hafaya kadar pilates derslerime haftada 2 gün devam etmiş, aynı zamanda haftada en az 3 gün 6-7 km’lik uzun yürüyüşler yapmıştım. Yıllardır spor yapmanın avantajları artık burada ortaya çıkmalıydı, bunların hiçbirini yapmadan insanlar normal doğurabiliyorsa ben hayli hayli yapabilirdim, kilo bile almamıştım doğru düzgün, daha ne olsundu?

Ama tüm bu çabaya rağmen NORMAL DOĞURAMADIM. 🙂

Zannetmeyin ki vazgeçtim, aksine bu şartlanmış kafa ile sonuna kadar bekledim. İnatçı küçüğüm gelmemek konusunda ısrarcı davranıyordu. Derken 41. haftayı bitirmeme 2 gün kala suyum geldi ve güle oynaya hastahaneye gittik. Hiç korkmadan, müthiş bir motivasyonla gittim hastaneye, kendimi psikolojik olarak yaşayacaklarıma hazırlamıştım. Doğumdu bu sonuçta, elbette zorlukları olacaktı. O an aklımdan geçenleri şuan dünmüş kadar net hatırlarken, her şeyi kontrol edebileceğimi düşünmenin ne büyük çılgınlık olduğunu çok sonra anladım tabi 🙂 Neyse hikayemize dönelim.

İlk muayene yapıldıktan sonra yaklaşık 2 cm lik bir açılma olduğu, 4,5 cm olduktan sonra epidural takılacağı yönünde bilgilendirme yapıldı. Her şeyi biliyordum ya, her şeyi. Hemşire ve doktorların anlattıklarını “ben zaten biliyorum” tebessümü ile dinlerken ertesi gün aynı saatlerde bebeğimin kucağında olacağının hayalini kuruyordum.

Eşim, ailem, tüm arkadaşlarım hastanede benimle olduğu için keyfim çok yerindeydi. Neredeyse 15-20 kişiydik. Her gelenle fotoğraflar çekiliyor, etrafa şakalar gülücükler saçıyordum. 12 saat tamamlandıktan sonra ruh halim yavaş yavaş değişmeye başladı. Yine de motivasyonumu kaybetmemiştim. Öyleydi böyleydi derken, küçük sancılar eşliğinde 20 saati tamamladım. Değil doğumun başlaması, henüz epidural takılabilecek seviyede bile değildim. Üstelik suyumun neredeyse tamamı gelmişti. Artık baya baya gerilmeye başlamıştım, inancım neredeyse tükenmişti.

İnancıma son darbede doktorumdan geldi. Ertesi gün saat 12.00 sularında odama geldiğinde doğum sürecinin beklediği gibi gitmediğini, artık bebek için komplikasyonlar oluşabileceğini ve dolayısıyla suni sancı vererek doğumu hızlandırmak zorunda olduğunu söyledi. Suni sancı konusunda bildiklerim beni korkutsa da, bir heves tamam dedim. Nasıl olsa en kötü normal doğum bile sezaryen ile doğurmaktan iyiydi. Daha 3 hafta önce sezaryen ile doğuran arkadaşımın hala bitmeyen şikayetleri, bir türlü gelemeyen sütü, değil çocuğa kendisine bile bakamayışı falan aklıma geldi. Ve hemen hemen her arkadaşım bu süreci benzer şekillerde anlatıyordu. Herkes doğumda değil ama doğum sonrası ölüp ölüp dirilmişti. 24 saat daha saat daha acı çekmek, bir ay boyunca sürünmekten çok daha mantıklı bir seçenekti.

Tüm bunlar aklımdan geçerken doktorum “Doğum için tahmini 15-16 saatlik bir süre daha var önümüzde fakat sizi bu süreç içerisinde sezaryene almak zorunda kalabilirim, normal doğum olma ihtimali %50.” dedi. Başımdan aşağıya kaynar sular döküldüğünü, gözlerimin dolu dolu olduğunu hatırlıyorum. En çok korktuğum şey başıma gelmiş ve artık zerre gücüm kalmamıştı. Canım sevgilim bana sarılıp motive etmeye çalışırken, annem “Artık daha fazla dayanamayacağım. Ben seni 48 saatte doğurdum ve çok zor bir doğum oldu, lütfen artık direnme ve sezaryen olsun” diyerek son noktayı koydu. Ve ben kendimi tutamayıp hüngür hüngür ağlamaya başladım. Onur hariç, herkes acayip bir gerginlik yaşıyordu. Ben yaşadığım hayal kırıklığı sebebiyle durmadan ağlıyor, başıma geleceklerini düşündükçe sinirlerim bozuluyordu. (Düşünün artık nasıl korktuysam..) En sonunda sakinleştim ve “tamam sezaryen olsun” diyebildim.

Doktorum deneme yapmamız için son kez  benimle konuştuktan sonra, yaşadığım stresten dolayı seçimi bana bırakarak 4 saat sonra görüşmek üzere odadan ayrıldı. Gerçekten en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir, o gün bunu bir kez daha çok net bir şekilde anladım. Dudaklarımın aniden mosmor olması dışında her şey yolunda gidiyordu. Hala sancı çok azdı ve arkadaşlarımla sohbet ede ede bu 4 saatin geçmesini bekledim. Ve nihayet beklenen an geldi.

Doğum ekibi hazır ve nazır bir şekilde beni almak için odama geldiler. Başta doktorum Herman Bey olmak üzere, tüm doğum ekibi inanılmaz anlayışlı ve yardımcıydı. (Böyle zamanlarda insan daha bir sarıp sarmalanmak istiyor.) Onur benimle ameliyathane kapısına kadar geldi. Epidural sezaryen bile olmak istememiştim, genel anestezi verip beni komple uyutacaklardı; dolayısıyla Onur doğuma girmedi. Kalbim güm güm atarken doğumhaneye girdim, %100 ayık bir şekilde. Anestezi uzmanı ve onun dışında bir kaç doktor son derece doğal ve neşeli tavırlar ile beni karşıladılar. Biri tansiyonumu ölçüyor, biri espriler yapıyor, biri de paralelinde kalbime bir şeyler takmaya çalışıyordu. Bir kaç küçük değişiklik ile yaklaşık bir 15 dakika daha geçti. Artık her şey hazırdı. Herman Bey beni son kez güldürmek için “Arkadaşlar doğumdan sonra anneyi de bebek odasına alalım, o da bebek gibi baksanıza” diyerek anestezi doktoruna komutu verdi. Narkozun akmasını yavaş yavaş izlerken anestezi doktorunun “birazdan uyuyacaksınız, hala bizi duyuyor musunuz” dediğini duydum. O an panikle, “evet her şeyi hissediyorum, sakin başlamayın..” diye atılacakken tam anlamıyla PAT diye bayılmışım. Sonrasına ait hiç bir şey hatırlamıyorum. Muhtemelen ameliyathanede uyandırdıktan sonra yukarı çıkardılar beni.

Narkozdan da ağlayarak uyandım. Acıdan değil ama muhtemelen bedenime yüklenen korku ve stresten dolayı. Yarı baygın halde iken tek bir müdahale canımı acıttı. Beni odaya aldıktan sonra karnıma yukarıdan aşağıya doğru sert bir şekilde bastırdıklarını hissettim. Belki 20-30 saniye süren bu işlem esnasında baya çığlığı basmışım. Dışarda olan tüm ekip Pera’yı seyrederken, kopardığım yaygara üzerine koşarak odamın kapısına gelmişler. Tek, çok net ama ortalığı inleten bir çığlık olduğu söyleniyor. 🙂 Ben onu da hayal meyal hatırlıyorum. Sonrasında Onur getirdi bebeğimizi, küçücük pespembe mini mini bir kız. Şuan yazarken bile gözlerim doluyor, o anda ağlaya ağlaya aldım kucağıma. Bu kadar stres doluyken, bu nasıl bu kadar güzel bir kavuşma olabilirdi?

Sonrasında bütün olumsuzluklar bir anda uçtu gitti. Odada kahkahalar, sarılmalar, kucaklaşmalar…

Hiç ama hiç ağrım yoktu. Zaten ağrıyı önlemek için ağrı pompası veriyorlardı devamlı. Bir kaç saat sonra hemşireler beni ayağa kaldırmak için odama geldiler. Hiç nazlanmadan yorganı çektim üzerimden. Onur’un desteği ile yavaş yavaş ayağa kalktım. Dürüst davranmak gerekirse, ilk ayağa kalktığım an keskin bir acı hissettim; ama 1 dakikadan fazla sürmedi. Neredeyse alkışlar eşliğinde bir tam tur koridoru yürüyüp yatağıma döndüm. Hemşireler sıklıkla yürümenin bana çok iyi geleceğini söyleyerek odadan çıktılar. Bir sonraki sefer onların gelmesini beklemeden tekrar kalktım ayağa. Sonda takmalarını istemedim, süreç korktuğumun yakınından bile geçmiyordu. Odaya ağrı kesici ile gelen hemşirelere hiç ağrımın olmadığını, dolayısıyla ilaç içmek istemediğimi söylüyordum. Bu kadar ağlayıp sızlandıktan sonra takındığım bu tavır onları aşırı şaşırtmasına rağmen, ilaçları içirip geri çıkıyorlardı. 🙂 Hastanede bu şekilde 2 sorunsuz gün geçirdim, Pera ağlamadığı sürece de hemşireleri odaya çağırma gereği bile duymadım. Sanırım karnıma uyguladıkları işlemden oturu çok ama çok az bir göbeğim kalmıştı. İnanamayacaksınız ama sanki biraz fazla yemişim ve karnım şişmiş gibi…

İlk gecenin sabahında doktor gelip bandajları da çıkardı. Estetik dikişten haberdar olsam da bilinç altım kanlı çirkin bir yara görmeyi bekliyordu herhalde ki, bandajlar kalktıktan sonra ikinci bir olumlu şok yaşadım. Küçücük ince bir çizgiden ibaretti yaram. Dikişin yapıldığı yerdeki deri rengindeki farktan başka hiç bir şey de yoktu üstelik.

Nasıl mutlu olduğumu size anlatamam. Doktor odadan çıktıktan sonra hemen hastane çantamı açtım, geceliğimi giydim. Saçlarımı fönledim, hatta hafif bir makyaj bile yaptım. Sürece tanık olmayıp, bir şekilde bilgi almış olan herkes beni görünce şoka giriyordu. Kendim de dahil olmak üzere, herkese göre sezaryen ile doğum yapmış olamazdım. Çok ucuz sıyırmıştım ya, çok 🙂

Çıkış günü yine tekerlekli koltuğa gerek duymadan yürüyerek çıktım hastaneden. Evde de yatak serip yatmadım, baya salonda takılıyordum. Sadece oturup kalkarken, kontollü olmam gerekiyordu. Bir de gülerken. Pera’nın her minik pırtı için ağzını yüzünü büze büze ıkınması bizi aşırı güldürüyordu. Sezaryene ait yaşadığım en büyük acı bunlar sevgili arkadaşlar.. Unutmadan eve çıktıktan sonra tek bir ağrı kesici dahi kullanmadığımı belirteyim. Ha birde.. Sütüm de 3. günün sonunda geldi. 🙂

Neden mi bu kadar detaylı anlattım? Çünkü benim gibi pek çok kadın bu süreçten delicesine korkuyor, etraf birbirinden kötü sezaryen hikayeleri ile dolu. Benim bu hikayelere kendi arkadaşlarımdan gözümle tanık olduklarım da oldu. Evet çok kötü hikayeler var, ama benimkisi gibi güzel hikayeler de var. O yüzden sakın korkmayın ve kendinizi şartlamayın.

Unutmayın, kavuşmanın her türlüsü çok güzel çünkü…

Sağlıkla bebeğinizi kucaklamanız dileğiyle,

Sevgiler 🙂

NOT: Bu yazı sonrası muhtemelen doğum yaptığım hastahane ve doktor bilgisini paylaşmamı isteyenler olacak. O yüzden peşinen söyleyeyim. 🙂 Hastane İstanbul Florence Nightingale – Şişli, doktorum ise Herman İşçi. Kendisine bir kere de buradan sonsuz teşekkürler.

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz