Bir Diyabetliden Yaşamı Kolaylaştıran Öneriler

Suna Songul
3 Yorum

Merhaba,

Annelik zor zanaat, anne olunca anladım. Ben de anne olmadan önce annemi ve yaşadığı zorlukları hiç idrak edememişim. Annelik her durumda çok kutsal ama hasta çocuğu olan anneler için hem maddi, hem manevi çok daha zorlu bir duygu… Bu yazımı kendi deneyimlerimden faydalanarak hasta çocuk olan ben ve hasta çocuğu olan kaygılı anneme ve annelere yazıyorum. Rabbim evlatlarımızı ve annelerimizi korusun; iyilik ve güzelliklerle sarmalasın…

Tam 18 yaşıma girdiğim hafta tip 1 diyabet tanısıyla varlığım derinden sarsılmıştı. 18 yaş çocuğu olarak gayet asi ve zorluydum ama içimde asiliğimi bastıran, müthiş bir yük olmama ve kimseyi üzmeme duygusu da hakimdi. Diyabet çok zor bir hastalık değildi elbet, ama hayat boyu insülin kullanacak olmak, diyet yapmak elbette ciddi bir disipline sahip olmak demek ve o yaş dönemlerinde bu çok zorlayıcı olabiliyor.

Bu yazımda sizlere ; “Diyabet nedir?“,  “Diyabetli hasta psikoloji nasıl olur?”, “Diyabetli bir ergene ve çocuğa nasıl davranmamalıyız?” sorularının cevaplarını, tamamen 20 yıllık diyabet hastası olmanın verdiği gerçek yaşanmışlıklara dayandırarak anlatacağım ve bazı önerilerde bulunacağım.

Tip 1 Diyabet Nedir?

(Bu kısım Türkiye Diyabet Vakfı’nın kendi sitesinden alınmıştır. Tanımını kendimde tabi ki biliyorum; ama sadece tecrübelerime dayanarak tıbbi bir konuda haddimi aşmak istemedim,)

Vücudumuzun enerji ihtiyacı, yiyeceklerimizdeki temel besin öğeleri karbonhidrat, protein ve yağlardan sağlanır. Emilebilmek için en küçük parçalarına ayrılan besin öğelerinin en önemlisi “glukoz” adı verilen basit şekerlerdir. Glukoz başta beyin olmak üzere vücudun tüm organlarının önemli bir besin kaynağıdır. Hücreler ihtiyacı olan glikozu, midenin arkasında bulunan pankreas bezinin salgıladığı bir hormon yardımıyla kullanır. İnsülin olarak bilinen bu hormon vücutta yapılamaz ise alınan gıdalar enerji olarak kullanılamayacaktır.

 

İnsülin hormonlarının eksikliği sonucu ortaya çıkan Tip 1 diyabet, sıklıkla çocukluk ve gençlik yaşlarında ortaya çıktığı için “Juvenil diyabet” adını da alır.

 

Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Hastalar, mutlak veya göreceli bir insülin yetersizliği olduğundan ömür boyu insülin hormonunu dışardan (enjeksiyon yoluyla) almak zorundandırlar. Bu nedenle Tip 1 diyabet, İnsüline Bağımlı Diyabet (Insulin Dependent Diabetes Mellitus=IDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının %10 – 39’unu Tip 1 diyabet vakaları oluştumaktadır.

Tip 1 Diyabet Neden Olur?

Sağlıklı bireylerde vücudu dışarıdan gelen yabancı etkenlere karşı korumakta görevli bir bağışıklık sistemi bulunur. Bu sistemin  virüs, aşılanma, ilaç, fizik veya psişik stres gibi herhangi bir nedenle normalden sapması sonucu kendi hücrelerini yabancı olarak algılaması, onlara saldırması ve tahrip etmesiyle meydana gelen hastalıklara “otoimmün hastalıklar” denir.

 

Tip 1 diyabet de otoimmün hastalıklar grubuna dahildir. Bilinmeyen bir nedenle harekete geçen bağışıklık

sistemi, insülin yapımını üstlenen pankreas beta hücrelerini tahrip etmektedir. Bu tahribat %80’in üzerine ulaştığında hastalık belirtileri ortaya çıkar.

Evet bilimsel olarak açıklaması böyle, kısacası yaşamamız ve organlarımızın çalışması için enerjiye yani besinlere,  bu enerjinin hücrelerimize girip kullanılabilmesi için ise pankreasımızın ürettiği bir hormona, yani insüline ihtiyaç var. Fakat diyabet hastalarında bu hormonu yapan hücreler maalesef zarar gördüğü için tip 1 diyabet hastaları bu hormonu üretemiyor ve kendilerine insülin iğnesi yaparak dışarıdan sentetik insülin hormonu almak zorunda kalıyorlar.

Burada en büyük sorun ve risk insülin alırken dengeyi sağlamak. İnsülinin fazla olması halinde hipoglisemi koması gibi
ölümcül sonuçlar da meydana gelebilirken, az alınması durumunda ise kontrolsüz diyabet sonucu vücudumuzdaki tüm dokular ve organlar zarar görebiliyor.

Tip 1 diyabeti yönetmek, tip 2 diyabete göre çok daha zor. Yine de bir kaç küçük taktikle bu durum gayet basitleştirilebilir. Her zaman savunduğum bir şey var, o da hayatı zorlaştırmak yerine kolaylaştırmayı düşünürsek her şey daha keyifli oluyor.

Nasıl derseniz? Tip 1 diyabetli bir birey olarak yaşadığım psikolojiyi ve zorlukları ve kolaylaştırmanın yollarını sizlerle paylaşacağım. Dilerim mücadele eden tüm okurlara bir faydam olur…

Tip 1 diyabet tanısı konulmadan önce üniversiteye hazırlanıyordum ve yoğun bir stres altındaydım. Ailemin beklentileri, zar zor ödenen dershane paraları, ya kazanamazsam, tüm bunlar boşa giderse kaygısı derken kendimi epey yıpratmıştım. Tam o dönemde çocukluğumdan beri hasta olan ve kaybetme kaygısıyla büyüdüğüm annemin hastalığı da nüksedince kaygılarım ve stresim de artmıştı.

Hastalık öncesinde ağır ve yüksek ateşli bir grip geçirmiştim ve hemen arkasından

  • Aşırı su içme,
  • Sık idrara çıkma,
  • Çabuk yorulma,
  • Vücutta kızarıklık ve döküntüler,
  • Sürekli uyku hali,
  • Ağız kuruluğu,
  • Ağızda aseton ya da çürük elma kokusu gibi belirtilerle devam eden süreci de ağır grip tablosuna bağlamıştık.

Fakat öyle olmadı; 2 ay geçecek diye sabırla yaşadığım bu süreç sonucunda, aile doktorumuzun istediği tahliller suçlunun tip 1 diyabet olduğunu ortaya çıkardı…

Ben şanslıydım ki bu teşhis yüksek şekerle seyreden ketoasidoz komasına girmeden ortaya çıkmıştı. Ketoasidoz koması kontrolsüz ve geç teşhis konulmuş diyabetin hayatı tehdit eden komplikasyonudur. Damarda dolaşan yüksek seviyedeki şekere rağmen, insülin yetersizliği sonucu bu şeker hücreye aktarılamaz. Sürekli açlık çeken hücreler besin kaynağı olarak vücudun depoladığı yağ ve proteinleri kullanır. Yağ yıkım ürünü olan ketoasitler ortamda artar. Ketonlar bulantı ve kusmaya neden olur, bu da zaten var olan sıvı elektrolit bozukluğunu arttırır. Yüksek şeker, böbreklerden şeker ve protein atımına neden olur. Glukoz idrarla atılırken, yanında su götürür. Bu ciddi sıvı kaybı, doku harabiyeti, bilinç kaybı, organlarda hasar, aşırı kilo kaybı hatta komaya neden olabilir. Ailelerin bu belirtileri dikkate alması sürecin hafifliği açısından çok önemli noktalardan birisidir.

Hikaye de okuduğunuz üzere, hastalıkların çıkışında genetik ve psikolojik nedenlerin, aşırı kaygı ve stresin yanı sıra beslenme ve yaşam tarzımızın da son derece önemi var. Genetik olarak risk taşıyor olsanızda, beslenme şeklinizle hastalığı erteleyebilir ya da hayat boyu ortaya çıkmasını engelleyebilirsiniz. Günümüze bakıldığında stres ve kaygı faktörleri çoğalırken özellikle genç ve çocukların tükettiği gıdalarda maalesef gıda değeri taşımıyor.

Eskiden fiziksel oyunlar oynanırken günümüz çocuklarının sanal ortamlarda hareketsiz oyunlara müptelâ olması da riskleri arttırıyor. Çocuklarımız ne söylediğimize değil daha çok ne yaptığımıza bakıp bizleri örnek alıyor. Toplum olarak aşırı karbonhidrat ve şekere bağımlı yaşıyoruz ve buna rağmen egzersiz alışkanlığımız yok. Bazı çocuklar doğar doğmaz diyabet tanısıyla hayata merhaba diyor. Bu durum bir hamilenin beslenme şekli ve psikolojisinin önemini ortaya koymada çok önemli bir tablo. Kaderci bir toplum olarak kaderin kollarına sığınıp kendimizi avutmak bizi alınacak önlemlerden habersiz kılıyor.

Diyabet hastası bir kadın çocuk sahibi olabilir mi?

2 çocuk annesi bir diyabetli olarak beslenme şeklim ve günlük egzersiz programlarıyla çok şükür hamilelik ve doğum sırasında sıkıntı yaşamadım. Kader noktasında teslim olmak gerek, ama elimizden geleni yapmak ve yaradanın çabalarımızı görmesi belki de kaderi değiştirir kim bilir? Denemekten zarar ve pişmanlık duymayacağımız garanti. 🙂

Diğer bir konu kötümser insanlar ve doktorlardan uzak durmak. Tip 1 diyabet tanısı konulduğunda sevme, sevilme, yuva kurma duygularım sekteye uğramıştı. Bana çocuk yapamazsın, çok riskli, çocuğun ölür, özürlü doğar, organların zarar görür
diyen doktorcuklar da olmadı değil; evet bunlar olası riskler arasında var ama kontrollü bir diyabet ve sağlıklı yaşam şekliyle her şey mümkün.

Hayat zorlukları bizlere sunar; bize düşen doğru anahtarı doğru kilitle buluşturmaktır. Bu kısım kaygılı annelere ve babalara; ebeveyn olarak hepimiz kaygılarla doluyuz. En değerlimiz yavrumuzun saçının teli dahi incinmesin diye kendimizi harap ediyorken, bu kaygıları onlara da yüklüyoruz. Hayat onları incittiğinde, bazen şuur kaybına uğrayıp bilinçsizce her şeyi yönetmeye, kontrol etmeye ve ele geçirmeye çalışıyoruz. Aslında çocuklarımızı en çok bu durum incitiyor.

Diyabetim çıktığında annem kabullenmekte çok zorlandı ve ona yaşadığım zorlukları belli etmemek için çok mücadele ettim, kendi derdimi bırakıp etrafımdakilere iyi olduğumu kanıtlama derdiyle uğraşmaya başladım. Ağzıma attığım her lokma etrafımı saran kaygılı bakışlar ve “Az mi yedin? Çok mu yedin? O sana zararlı mi? Acaba şekerin kaç oldu? İnsülinini yaptın mı? Çok yürüme şekerin düşmesin! Çok yeme şekerin çıkmasın!…” sorularıyla doldu. Sadece acıyarak bakmak ve iç çekmekle yetinmeyen vah vahcı teyzeler ve “Aaaa sen ne yiyorsun? Yapma evladım, gözüne vurur, bak böbreklerin iflas eder, aman diyim ha bizim bilmem ne amcanın bacağını kesmişler… tavsiyeleriyle iyiliğimizi(!) düşünen kocaman bir aile,eş dost ordusu resmen üzerime hücum etmişti. İşte o dönemde rabbim bana sınav sonucumu gönderdi, şehir dışında üniversite kazanmıştım ve şehir dışı üniversiteye karşı olan korumacı ailem şeker hastalığıma rağmen gitmeme ikna oldu.

Üniversite hayatımın ilk 1 yılı büyük bir idraksizlikle geçti. Abur cubur ve fast foodun dibine vurduğumdan epey kilo aldım. İnsülinlerimi kafama göre yapmaya başladım ve akabinde hipoglisemi ataklarımla tanıştım. Her atakta beyin hücrelerimin zarar gördüğünü bile bile, herkese ben iyiyim, hasta değilim duruşu sergilemeye çalışıyor ve aslında hastalığımı kabullenmiyordum. Çünkü etrafımdaki herkes benden sağlıklıydı ve istediğini yiyordu. Onlar gibi olmazsam
beni dışlayabilirlerdi…

Yukarıdaki hikayeyi anlattım. Çünkü biliyorum ki içimizdeki kaygılar, yaşları kaç olursa olsun çocuklarımızın kendi deneyimlerini yaşamalarına rehber olacak bir uzmanla tanışmalarına ve doğru yolu bulmalarına engel bilinçsiz bir kontrolcülük yaratıyor. Çocuklarımızın deneyimlemesine izin vermezsek biz olmadığımız zaman ne yapacaklarını bilemiyorlar.

Benim o dönem yanımda ailem yoktu ve bilinçsizdim. 1 sene deneyimledikten sonra araştırmaya başladım, psikolojik destek aldım ve sürekli takibinde olacağım bir doktor buldum. Üstelik o da benim gibi şeker hastasıydı. 🙂 İçimde kocaman bir yaşama arzusu vardı, ona tutundum ve hayatımı kolaylaştırmanın yollarını buldum. Kaygılı ebeveynlerim bu halimden güç aldı ve onlarda düzeldi. Derken beni çok seven bir eşim oldu. Şimdi çocuklarımız için birlikte kaygılanırken, mücadeleye devam ediyoruz, birlikte daha da kolaylaşacağız. 🙂

Diyabetli bir ergene ve çocuğa nasıl davranmamalıyız?

Çocuklarımızda bir hastalık çıktığında ya da benzer durumlarda yapılacak en doğru davranış bir uzmanla görüştürüp bu durumu kabullenmesine ve yaşamının bir parçası olduğuna yardımcı olmak. Onlara korku ve kaygı yüklemeden hastalığın risklerini yönetmeyi öğrenmeleri için zaman ve imkan vermeliyiz. (O dönemde bana anlatılan kötü hikayeler beni daha da vurdum duymaz ve kaygılı yapmıştı.)

Gerekirse ebeveyn olarak psikolojik destek almak, çocuğunuzun seveceği ve düzenli gittiği bir doktorun kontrolünde olmasını sağlamak ailenin ve çocuğun hayatını son derece kolaylaştıracaktır. Diğer önemli bir nokta ise çocuğumuzun kendisiyle benzeşen durumlar yaşayan arkadaşlar tanıyabileceği ortamlar hazırlamak. Bunun için her yıl düzenlenen diyabet kampları arkadaş edinmek ve uzmanlar eşliğinde bilinçlenmek adına son derece başarılı. Üstelik her yaş grubu var. www.diyabetcemiyeti.org dan takip edebilir ve başvuru yapabilirsiniz.

Okul cağındaki çocuklarımız için okul yönetiminden yardım alıp başka diyabetli çocuklarla tanışmasını da sağlayabilirsiniz.
Doktor randevularınız da kendisi gibi diyabetli arkadaşlar edinmesi için uygun ortamlardır. Bilinci oturduğu ve sizin kaygılarınız azaldığı zaman çocuğunuz hayatını kendi planlamayı ve süreci normalleştirmeyi başaracaktır. Ailem benim hayatımla ilgili çok kaygılıydı ama hiçbir şey düşündükleri gibi acılı ve zorlu olmadı. Üniversite okudum, stresli ve yoğun bir iş yaşamım oldu, evlendim, 2 tane çocuğum oldu ve hala tek parça halinde yaşıyorum şükürler olsun. 🙂 Diyabet bana çok fazla şey kazandırdı; her şeyden değerlisi bilinçli bir anne olmamı sağladı.

Yazı çok uzun olacağı için bir kaç bölümde sizlere sunmak istiyorum. Bu kısmı burada noktalayarak diğer bölümlerde diyabette dost gıdalar ve diyabet hastaları için pratik tarifler, toplumsal yaşamda beslenmeyi kolaylaştıran taktikler, diyabette hamilelik, doğum, emzirme ve lohusalık süreci ve diyabet tedavisinde dünyadaki yenilikler konularıyla devam edeceğim.

Şimdilik sağlıcakla ve sevgiyle hoşçakalın.

3 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

3 Yorum

Avatar
Suleyman Songül 26 Şubat 2019 - 20:09

Alkış👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏

Reply
Avatar
Veli 26 Şubat 2019 - 20:34

İçten anlatımınız için teşekkürler, nice tip1 diyabetli ve ailesine rehber olması dileğiyle, devamını sabırsızlıkla bekliyorum 🙂

Reply
Suna songul
Suna songul 2 Mart 2019 - 21:30

Çok teşekkür ederim en kısa zamanda devamı sizlerle olacak.

Reply

Yorum Yaz