Beni Ödülle Cezalandırma

Berna Salkaya
0 Yorum

Romanları kısa bir süre rafa kaldırıp, çocuk gelişimi üzerine okumaya karar verdikten sonraki ilk D&R ziyaretimde göz kırpmıştı bu kitap bana. İki yazardan birer kitap daha seçtikten sonra elimdeki üçlü setle D&R’dan ayrıldığımda ilk okuyacağım yazarın Özgür Bolat olacağı çok netti kafamda.  Sade baskısı, insana ne demek istiyor acaba dedirten başlığıyla beni daha okumadan içine almıştı. Ne kadar sevdin derseniz işte yanıtlarım aşağıda 🙂

Beni Ödülle Cezalandırma Yorumları:

Son zamanlarda bu kadar altını çizerek, not alarak, üzerinde düşünerek okuduğum bir kitap olmamıştı diye başlasam sözlerime hiç abartmış olmam. Özgür Bolat, “Beni Ödülle Cezalandırma” kitabında motivasyon kaynağı olarak gördüğümüz “ödül” kavramına bambaşka bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Doğru bildiğim yanlışları çok hayatın içinden ve etkili örneklerle açıklarken, her bölümün sonunda “e peki ne yapmak lazım, doğru davranış nedir” sorusunu sorduruyor insana. Kitabın diğer bir güzel yanı ise, ödül kavramının sadece çocuklar üzerinde değil yetişkinler üzerindeki etkisinin kurumsal hayattan örneklerle açıklanması. Bu kitabın herhangi bir sayfasında, hayatınızın içinden bir kesit yakalamanız çok olası. Pek çok fikir aynı zamanda yapılan deney ve araştırmalar ile ilişkilendirilerek, ödül kavramının etkileri sayısal sonuçlar üzerinden de örnekleniyor. Aldığım onca nottan da anlayabileceğiniz üzere ben bu kitabı gerçekten çok beğendim ve kendini ileriye taşımak isteyen her anne/babanın kütüphanesinde bu kitaba yer vermesi gerektiğini düşünüyorum.

Beni Ödülle Cezalandırma Özet:

Kitabın ilk bölümü ödül vermenin çocuk psikolojisi üzerinde nasıl bir etki yarattığını anlatan, çok yalın ve etkili bir örnekle başlıyor:

  • Yaşlı bir adam, evinin önünden gelip geçen çocukların balkonun demir parmaklıklarına bir şeyler sürterek çıkardığı tıntın sesinden çok rahatsız oluyormuş. Bir gün balkonun önünden geçen çocukları durdurmuş ve çocuklara “Demir parmaklıklardan gelen tın tın sesleri çok hoşuma gidiyor, lütfen bunu sürekli yapın bende size her gün 1 lira vereyim” demiş. Çocuklar bu teklife çok sevinmiş. Bir süre sonra adam verdiği parayı 50 kuruşa düşürdüğünde, çocuklar bu durumdan çok hoşnut olmasalarda tıntın sesini çıkarmaya devam etmişler. Bir süre daha bu şekilde devam ettikten sonra yaşlı adam artık hiç parasının kalmadığını söyleyerek çocuklardan bu işi sadece onu mutlu etmek için yapmalarını rica etmiş. Bunun üzerine çocuklar para yoksa tın tın sesi de yok diyerek bir daha yaşlı adamın balkonuyla hiç uğraşmamışlar. Bu kısa hikayeden de görebileceğimiz üzere çocukların kendi iç motivasyonu ile yapmaya başladıkları bir şeyi ödül koyarak dış motivasyona dönüştürdüğümüzde, ödül unsuru ortadan kalkarsa çocuk için süreklilik sağlanamıyor.
  • İnsanların sahip oldukları şeylere alışıp, bunlardan eskisi kadar keyif almamasına “hedonistik adaptasyon” deniyor. Örneğin yeni bir araba aldıktan kısa bir zaman sonra, daha iyi bir araba almanın hevesine kapılıyoruz ve bir süre sonra elimizdeki bizi eskisi kadar tatmin etmemeye başlıyor. Bu da ileriye dönük beklentilerin artmasına neden oluyor. Sürekli ödül verilerek dış motivasyon oluşturmaya çalıştığımızda, aynı durum çocuklarda da oluşuyor. Örneğin ödev yapması karşılığında sürekli ödül alan bir çocuk, her defasında daha büyük bir ödül beklentisine giriyor. Bir süre sonra ödül vermeyi kestiğinizde ise çocuğun ödev yapmaya devam etmek için bir nedeni kalmıyor.
  • Çocuk üzerinde bir kontrol mekanizması oluşturmak iç motivasyonu düşürüyor. Maalesef eğitim sistemimizin sınav ve not odaklı olması, çocukların okuldan sıkılmasına ve dersleri bir mecburiyet gibi görmesine neden oluyor. Birde başarı kriteri sınav notlarına bağlanınca çocuklardaki merak duygusu ölüyor. Bunun için de alınan notlar üzerine değerlendirme yapmak yerine geribildirimde bulunmak gerekiyor. Geribildirimde bulunurken de başka çocuklar üzerinden örnekler vermeden, çocuğun kendi yeteneklerini ve yapabileceklerini fark etmesini sağlayan cümleler kurulması büyük önem taşıyor.
  • Denetim mekanizması da aynı şekilde bir insana bir işi yaptırabilmek için uzun süreli çözüm sağlamıyor. Örneğin çalışanların yöneticileri ortadan kaybolduğunda daha fazla kaytardığına vurgu yapıyor Özgür Bolat. Oysaki yöneticiler denetim mekanizması oluşturmak yerine çalışanlara insiyatif tanısa, kontrol hissi ortadan kalkar ve çalışanlar yöneticinin ofiste olup olmamasına bakmasızın işini yapmaya devam eder.
  • Mekanik işlerde ödül performansı arttırırken, yaratıcılık gerektiren işlerde düşürüyor. Ödül karşılığında ödev yapan bir çocuk için ödev mekanikleşiyor. Dolayısıyla amaca giden yolda bir araç olarak gördüğü ödevi, üzerinde gereğince düşünmeden tamamlama yoluna gidiyor.
  • Çocukların yaratıcı olmalarını istiyoruz, fakat genel normların dışında davranan çocuklar kabul görmüyor. Kendi kurallarını koyan, çok soru soran, hayır yanıtını kabul etmeyen heyecanlı çocuklar genelde favori öğrenci olamıyor. Çünkü düzen sağlamak ve otorite kurmak isteyen eğitmenler bu tarz davranışlarda bulunan çocukları kontrol altında tutmak istiyor. Düzen sağlamak adına verdikleri ödüller ise yaratıcılığı öldürüyor.
  • Ödül kişileri performans odaklı olmaya yönlendiriyor, bu da gelişim noktalarının atlanmasına neden oluyor. Örneğin başarıyı yüksek not almak olarak değerlendiren bir çocuk yaptığı hatalar sonrasında endişe duygusuna kapılıyor. Halbuki başarının anlamı “öğrenmek” olabilseydi, hatalardan çıkarılan derslerde bir kazanım olarak değerlendirilebilirdi.
  • İnsanlar ödül kazanmak için yarışınca birbirlerini düşman gibi görmeye başlıyor. Çünkü ödüle giden yolda karşılaşılan her engel rahatsızlık yaratıyor. Buda sosyal ilişkilerin yıpranmasına, insanların birbirleri ile arkadaşlık kuramamasına neden olabiliyor. Sürekli rekabet ortamında bulunan ve arkadaşlarını geçmesi gereken bir rakip olarak gören çocukta mutsuz olmaya başlıyor. Bu durum aynı zamanda çocuklarda “kabul görememe” kaygısının artmasına da neden olabiliyor. Rekabet ve ödül ilişkisi oluşturulan bir ortamda, “kazanamayan” takımda yer alan çocuk, özellikle kendi başarısızlığı yüzünden kazanamadıklarını düşünürse, kabul görebilme kaygısı ile duygu ve düşüncelerini paylaşma noktasında çekimser kalabiliyor.
  • Rekabet ve ödül ilişkisi çocuğun aynı zamanda kendisini değersiz hissetmesine de neden olabiliyor. Sınavdan 70 alan bir çocuğa sorulan “sınıf ortalaması kaç, Pelin kaç aldı, 100 alan var mı” gibi sorular size tanıdık geldi mi ? Doğrudan bu cümleler üzerinden örnek veren Özgür Bolat aslında art niyet olmaksızın sorulan bu sorularla çocuğa başarılı olduğun ölçüde değerlisin mesajını verdiğimizi söylüyor. Özellikle anne/baba sevgisini kazanmak için “derslerinde başarılı olmak” zorunda hisseden çocuk, duygusal açıdan güvensiz hissedebiliyor.

Kitabın ilk bölümünde ödülün çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerine yer verilirken ikincisi kısımda ” Ödül yerine ne yapmalı”, “koşulsuz ebeveynlik nasıl olur”, “etkili ve ödülsüz eğitim nedir?” sorularına cevap aranıyor. Bu bölüm ile ilgili aldığım kısa notlar ise şu şekilde:

Ödül ailelerin gerçek sorunla uğraşmak istemediklerinde uyguladıkları kestirme yoldur. Çünkü alt sorunu çözmek emek ister. Ödül ve ceza kısa yollu kontrol mekanizmasıdır. Gerçek anlamda bir iç motivasyon oluşturmak istiyorsanız, sorunun temeline inmeli ve neyin yanlış gittiğini anlamaya çalışmalısınız, tespit edebildiğiniz noktada da çözüm önerileri sunabiliyor olmanız gerekiyor.

diyor Özgür Bolat.

  • Ödülün tüm olumsuz etkilerinin yanı sıra, ilk defa bir şeyi deneyimletebilmek için kullanılması uygun olabilir diye de ekliyor. Bunu da şöyle bir örnekle açıklıyor:
    Çocuğunuzun piyano çalmaktan keyif alacağını düşünüyorsunuz. Bu deneyimin sonuna bir ödül koyarak piyano çalmayı denemesini sağlayabilirsiniz. Fakat bir sonraki seferde ödül koymanıza gerek kalmadan çocuğun kendi iç motivasyonu ile bu aktiviteyi yapmak istemesi gerekir diye de belirtiyor.
  • İç motivasyonu arttırmanın en önemli yolu doğru geribildirim verebilmek ve çocukların özdeğerlendirme yapabilmelerini sağlayabilmek. Geribildirimin olumlu etkilerini de oyun ve gelişim örneği ile şöyle açıklıyor:
    6-7 seviyeden oluşan Süper Mario oyununu oynayan çocuk her seviyeyi geçtiğinde keyif alıyor. Çünkü her seviye geçişinde karşılaştığı zorlukları aşabilmek daha becerikli hissetmesini ve bu da oyuna devam etmek istemesini sağlıyor. Bu yolla da gelişim ihtiyaçlarını karşılamış oluyor.
  • Bunun yanı sıra yapılan bir ödev yada aktivite ile ilgili abartılı övgü cümleleri ile çocuğa dış motivasyon yaratmak yerine, sorular sorarak kendini değerlendirebilmesini sağlamak iç motivasyonu destekliyor. İlgi bekleyen bir çocuğa “aferin, harika bir iş çıkarmışsın” demek yerine yaptığı şeylerle ilgilenmek, sorular sormak ilişkileri güçlendiriyor. Bu çocukta hem değer görme hissini pekiştiriyor hem de iç motivasyonun artmasını sağlıyor.
  • Son olarak çocuğa sorumluluk kazandırabilmek için aile içinde bir düzen oluşturmak, kurallar koymak ve anne/baba olarak tutarlı davranışlar sergileyerek rol model olabilmek gerekiyor. Sonuç olarak çocuklar görerek öğreniyor ve bizden gördüklerini yansıtıyor.

Kitabın büyüsünü çok fazla kaçırmamak için sözlerime burada son verirken, bu kitaba mutlaka bir şans vermenizi bir kez daha söylemek istiyorum. Bir sonraki kitap yorumunda görüşmek üzere, hoşçakalın 🙂

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz