Babayım Ben, Saksı Değil…

Ahmet Oral
0 Yorum

Çocukların istediği sadece göz teması ve duyulmak.

Baba olduğumda 32 yaşındaydım. Bir daha baba olduğumda 33. Korkmayın devam etmedi tabii, noktayı koyduk, durduk.

Eşim hamileyken çok nadir baba olma duygusunu yaşadım. Daha fazla süreç nasıl işler, sağlıklı doğum nasıl olur, maddiyat nasıl dengelenir gibi konuları düşünürken en önemli görevim Lojistik Müdürlüğü, yani getir, götürden sorumluydum. Hatta çoğu zaman bu yoğunluk ve sorumluluk duygusu nedeni ile doğum sürecini yaşayamadım.

Kızımın doğumuna girdim, eşimi genel anestezi yapmaya karar verdiler, beni dışarı ameliyat kıyafetleri ile gönderdiler. Haydee, baba olmak bunun neresinde demedim, hemen geri giyindim. Gülmeyin, içeride kızım doğuyor, bilmiyorum eşime ne oluyor, ben ise kıyafetlerimi değiştiriyor !!! Ne kadar anlamsız değil mi, bir o kadar da gerçek. Çünkü hayat planladıklarınızın yanında sürprizleri ile birlikte geliyor size, kabul edersiniz istemeseniz bile.

Oğlumun doğumunda ise doğumhanenin kapısında güzel bir sandalye buldum, hiç kalkmadım. İçeri girmek mi, yok ben almayayım.

Ben en çok benden bir parça olan; hastanede ilk yıkanma anlarını hatırlıyorum. Kızım ve oğlum artık vardı ve ağlıyorlardı.
Kızım ağlarken, ben kendime söz veriyordum, onu kimsenin ağlatmaması için güçlü yetiştirecektim, özgüven sahibi olacaktı. Oğlumda ise hep hatırladığım denge kurmaktı. İkinci çocuk, ikisinin arası 22 ay, hep denge kurmak ve
kızımı küstürmemek için çok çaba sarfettiğimi hatırlıyorum. Oğlum arada büyüdü.

Hep derler ya “ikinci çocuk büyür arada, ilkinin eskilerini kullanırsınız” falan diye, büyüdüler birlikte. Aslında en çok büyüyen bendim.

Bugün görüyorum ki, iki çocuğum da benden parça, onlar benden çıkan oklar, bense onları atan yay. Okların ne kadar ileri gideceği değil önemli olan, onların ne kadar keyifle bu yolculuğu yapacakları ve birbirlerinin yanında ne kadar güçlü duracakları.

Ben büyürken, oyun oynamanın gücünü gördüm.
Ben oyun oynamaya bayılırım, özellikle de oyuncaksız oyunlara. Kartondan ev yaparım, bulaşık deterjanından gitar, çoraptan top, yastıktan gemi, nevresim takımından hayalet… Ne zaman ki ben oyun oynamanın en önemli kuralını, oyun oynarken gerçekten oyunun içinde bir karakter olarak var olduğumda anladım, o zaman gerçekten oyun oynamaya başladım. Keyif aldım ve keyif aldıklarını gördüm.

Dinazor olmaya bayılırım mesela, iyi hayvanlardır, yok olmasalardı eve alırdık bir kaç tane. Çok iyi Satürn taklidi yaparım etrafımda hareler, buram buram. Güneş olur yakarım, ayı olur pençe atarım, ay olur çocukları örtü ile çekerim kendime, gelgit yani. Sandalyeyi bir türlü kapamam, taş kağıt makas’ta karşı tarafın hep taş yapmasını çok sever, saflığına şapka çıkarır, bile bile kağıt olurum. Şapka demişken, geçen benim oğlanı kafamın üstüne takıp simitçi taklidi yaptım, kız bildi tabi, dedi ki bu Simit, dedim yanlış Ankara Simidi.

Doktorculuk oynadığımızda hep bana hasta sırası geliyor, o kadar kaptırıyorum ki kendimi yarın işe gidemezsem diye bir ara telaş yapıyorum. Suda yaşayan hayvanın hep timsah çıkması hiç sürpriz değildir benim için.

Bir de ben bizim veletlere ilk Barış Manço’nun eşşek şarkısını ezberlettim, yaşları 3 civarı, milletin içinde kuzularla oğlaklar sevişiyor mu filan diyorlar, ben mest tabi. (Eşek deyip geçmeyin, hem en yakın arkadaşınız olur, hem de en güzel gözlü hayvandır.)

Oyunlar bu şekilde keyifli ve eğlenceli. Bir de hiç bir zaman çocuk yorulur, uyuyamaz, düzeni bozulur demedik. Çocuk adapte olur, büyür dedik. Çoklu tatile gitmeye çalıştık, yanımızda en az 3 ilave çocuklu aile vardı, pansiyonlarda kaldık üstelik. Her şey dahile gitmedik ki, biz her şey dahil bir tatil yaşayalım.

Konuşan ve anlatan çocuktan zarar gelmez, bırakın anlatsınlar. Zor olan onları dinlemek, çocuğu ebeveyn ilişkisinde tutan ise anlaşıldığını ve dinlendiğini anlamak ve hissetmek.

Çocukla oynarken bırakın kendinizi, hayaller kurun ve gerçekleşmesi için ortam yaratın.
Bırakın kendinizi, onlar sizi alacaktır zaten kendi dünyalarına, sadece onlarla aynı seviyeye gelin, gözlerine bakın, “An”’da kalın ve gerçekten de dinleyin.
Sevgiler,
Ahmet

Ahmet-Derin-Doruk üçlüsü 🙂

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz