Anne Baba Semineri – Montessori Eğitim Sistemi

Berna Salkaya
0 Yorum

Geçtiğimiz hafta pazar günü Montessori kavramını daha iyi anlama fırsatı bulduğum çok keyifli bir seminere katıldım. Okulumuzun sahibi Betül Hanım tarafından düzenlen bu seminerde konuşmacılardan biri de Türkiye’de Montessori eğitim sisteminin yaygınlaşması konusunda çok büyük emekler veren Çiğdem Kanmış idi. Onun ağzından Montessori’yi dinlemeye doyamadım desem abartmış olmam. Bu güzel etkinlik için emeği geçen tüm “1 Montessori Anaokulu” ekibinin de hakkını yememek lazım, organizasyon her yönüyle oldukça profesyoneldi.

Pera’nın okulu ve Montessori sistemi ile ilgili çok soru alıyorum. Benim de Pera sayesinde dahil olduğum ve kendi evimizde de uygulamaya çalıştığım bu sistem tamamen basitlik üzerine kurulmuş çok temel kurallardan oluşuyor aslında, yazımın ilerleyen bölümlerinde ne demek istediğimi çok net anlayacaksınız.

Keşke ebeveyn olarak her birimiz, Montessori, Waldorf gibi farklı eğitim methodları hakkında yeterince bilgi sahibi olabilsek, hem sistemi hem de uygulanabilirliğini görerek alabilsek kararlarımızı, ama bu maalesef çok da mümkün olmuyor, dolayısıyla işin ehli insanlardan bu kavramları dinlemek bulunmaz bir nimet oluyor benim için. İnsan kendine, çocuk yetiştirme tarzına objektif olarak bakıp, iyi ve kötü yaptıkları ile yüzleşiyor bu söyleşilerin sonunda, yani en azından benim için öyle oluyor. Farkındalığım artıyor, kafam açılıyor resmen, iç güdüsel olarak doğru yaptığım şeylerden haz duyarken, farkında olmadan yaptığım hataları nasıl en aza indirebilirim diye düşünüyorum günlerce. Bana kalırsa insan arada kendi ebeveynliğini de eleştirebilmeli,her zaman her şeyi doğru yapıyor ya da biliyor olamayız zaten değil mi? 🙂

Gelelim seminerde durmadan çalışan ellerimin aldığı kısa kısa notlara, ama öncesinde bu bilgilerin kaynağı olan Çiğdem Hanım’dan da çok kısa bahsedeyim 🙂

Çiğdem Kanmış kimdir?

Çiğdem Hanım mesleki kariyerine 2001 yılında yetişkinler, 2003 yılında  6-12 yaş grubu çocukları ile adım atan bir İngilizce Öğretmeni. 2006 yılında ilk oğlunu dünyaya getirdikten sonra yurtdışında katıldığı “erken çocukluk dil edinimi” konulu bir eğitim esnasında Montessori kavramı ile tanışıyor. Bu eğitimde 3-6 yaş çocuklarının konsantrasyon halinde çalışarak her işlerini kendi başlarına yaptıklarını gördükçe hayranlık duyuyor ve sonrasında bu sistemin eğitimini almak için uzun bir yola baş koyuyor.

İngiltere’de Montessori Terapi Eğitimi ile başladığı süreç, Amerika’da Maria Montessori’nin kendi kurduğu vakıf olan AMI’ bünyesinde ilkokul ve ortaokulu kapsayan 6-12 yaş eğitimi ve Almanya’da okul öncesi dönemi kapsayan 3-6 yaş grubu eğitimi ile devam ediyor.  2007 yılında yurtdışından getirdiği eğitmenler ile ilk Montessori Anaokulunu açıyor, şuan Kolej İstanbul isimli bir ilkokulu da var. Tahmin edebileceğiniz üzere ilkokul da Montessori felsefesine göre eğitim veriyor. 🙂

Evet, artık seminerden kesitler ile devam edebilirim 🙂

Maria Montessori kimdir?

İlk olarak Montessori sisteminin kurucusu Maria Montessori hakkında kısa bilgiler vererek başlıyor Çiğdem Hanım Montessori’yi anlatmaya.

1870 – 1952 yılları arasında yaşayan Maria Montessori nöroloji, beyin ve sinir sistemi üzerine çalışmalar yapan bir tıp doktoru. Aynı zamanda pedagog ve antropoloji (insan bilimi) profesörü.  Bu sistemi de ilk olarak 2.5 yıl boyunca engelli çocuklar üzerinde uygulayan doktor, bu çocukların Montessori eğitim sistemi ile birlikte akademik başarı elde etmelerini sağladıktan sonra da Nobel’e aday gösteriliyor, sonrasında da sistem yaygınlaşıyor. Buradan Montessori eğitim sisteminin yalnızca engelli çocuklar için uygun bir eğitim sistemi olduğunu düşünmeyin, sistem sadece belirli bir süre bu çocuklar ile de uygulanmış ve oldukça başarılı sonuçlar elde edilmiş.

Montessori eğitim sistemi nedir?

Montessori eğitim sistemi temelinde DUYULARI harekete geçirmeyi hedefliyor. Felsefenin mantığı ise el ve beyin arasındaki iletişimi güçlendirmeye dayanıyor, bu ilişki ne kadar çok kuvvetlenirse insan zekası da aynı oranda gelişiyor.

Özellikle erken çocukluk dönemi olan 0-3 yaş grubu için duyuları kullanma becerisi ise oldukça kritik. “Çok konuşmayın, sözel ifadelerin yerini eylemlere bırakın. Yalnızca konuşarak bir şey yapmasını bekleyemezsiniz, eğer gerçekten konuştuğunuz gibi davranmasını bekliyorsanız ilk olarak bunu onlara göstermelisiniz” diyerek uygulama noktasındaki ilk kriteri üzerine basa basa vurguluyor Çiğdem Hanım.

Montessori sistemindeki temel ilkeler nelerdir?

Hazırlanmış Çevre:

Montessori eğitim sistemindeki en temel ilke ÇEVRE. Bu konuyla ilgili Çiğdem Hnm’ın konuşmasından yakaladığım cümleler ise şu şekilde:

Çocuğunuzun hareket etmesine olanak tanıyın. Özellikle 2,5 -5,5 yaş aralığındaki çocuklar için hareket kavramı çok daha büyük önem taşıyor. İlerleyen zamanda çocuğunuz banyo yapmak için bile üşendiğinde bu cümlelerime hak vereceksiniz.

 

Evlerinizdeki en küçük odaları değil; en büyük, aydınlık odayı çocuğunuza ayırın. Çocuklarınızı arkaya atmayın, nasıl olsa çocuk diye düşünmeyin. Odasında, hatta evinizde ihtiyaç duyduğu materyallerin ulaşılabilir olmasını sağlayın. Örneğin banyoda kendi uzandığınız havluyu her seferinde eline uzatmak yerine ulaşabileceği bir sepetin içerisine havlusunu, sabununu koyun.

 

Odaklanma, zamanı etkili kullanma, sabır, koordinasyon sağlama gibi yeteneklerin gelişmesi için önce çevre oluşturun.

 

Sürekli çocuğunuzun hayatını kolaylaştırmaya, sürekli verici olmaya çalışmayın. Kaygı duyduğu zamanlarda, sorunlar olabileceğini söyleyerek sorunlarla baş edebilmesi için ona yol gösterin.

Aman bende yoktu, çocuğumda olsun şeklinde düşünerek sürekli veren bir ebeveyn olduğunuzda sadece doyumsuz çocuklar yetiştirirsiniz.

 

Hayal ettiğiniz mutlu ve özgüvenli çocuk hiçbir zaman kolay yetişmez. Eğer gerçekten böyle bir çocuk yetiştirmek isterseniz önce kendinizden başlamalı, kendinizi mutlu etmelisiniz.

 

Montessori felsefenin temeli, çocuğu sevgiyle ruhsal doyuma ulaştırmaktan geçer. Çocuğunuzu sevdiğinizi ona değer verdiğinizi belli etmekten çekinmeyin.

 

Çocuğunuza yaşamın içinde sorumluluklar verin. Her işini kendiniz yapmaya çalışarak onu kendinize bağımlı hale getirmeyin.

 

Hayatınıza TONLAMA denen yeni bir sözcük girmeli artık. Sinirlenmeden, bağırmadan iletişim kurma yoluna gitmeli, iletişim kurarken de SEN değil, BEN dilini kullanmaya gayret göstermelisiniz. Örneğin evdeki bir bardak kırıldığında “sen mi kırdın?” diye sormak yerine ” bardak da kırılmış, acaba nasıl kırıldığı hakkında bir fikrin var mı?” diye sormayı tercih edebilirsiniz.

Çocuğunuza yalın ortamlar sunun. Ona evinizin içerisinde enerjisini boşaltacak ortamlar hazırlayın. Neticesinde çocuk bu, durmadan hareket ediyor, asla oturmuyor diye şikayet etmeyin. Şuan içinde bulundukları dönem gereği hareketli olmalarının son derece normal olduğunu unutmayın.”

 

Ailece bir şeyler yapmaya özen gösterin, ama burada kastettiğim şey çocuğunuzu alıp yüzmeye, baleye, piyano dersine götürmeniz değil. Ben kendi velilerime “Ailece nasıl vakit geçiriyorsunuz?” diye sorduğumda, “Çiğdem Hanım programımız çok yoğun, hafta sonları hep ona vakit ayırıyoruz, sabah yüzmeye gidiyor, öğleden sonra piyano dersi var, her Pazar at binmeye götürüyoruz.” şeklinde geri dönüşler alıyorum. Çocuğunuz gerçekten böyle bir tempoya dahil olmak istiyor mu? Onun seçtiği bir şey mi her pazar ata binmek ya da piyano çalmak? Kendi yapamadıklarınızı boşverin ve bunları çocuklarınızda görmeye çalışmayın. Eğer gerçekten bir şeyle uğraşmasını istiyorsanız, ona tanıması ve tanıyarak seçim yapması için imkan tanıyın.

 

Sürekli başarısızlıktan bahsettiğimizin farkında mısınız? Çok küçük yaşlardan itibaren çocuklarımızdan başarı beklerken, sistemi hiç eleştiriyor muyuz? Eleştirmediğiniz ve sürekli uygulamaya çalıştığınız sürece sistemin çocuklarınızı gereğinden fazla yormasına izin vermiş olacaksınız.

 

Üzerinde en çok durulması gereken diğer bir konu ise günümüz çocuklarının doyumsuz yetişmesi. Bu noktada çocuğunuza nasıl bir çevre oluşturduğunuz son derece önemli. Evet şuanda çok küçük oldukları için, çocuklarınızın tüm isteklerine yanıt verebiliyor olabilirsiniz. Peki ya sonra? Bunun ergenlik, hatta üniversite çağlarını hiç düşündüğünüz oluyor mu? Bırakın her şeyden 10 tane olmasın. Aksine her şeye sahip olamayacağını, yeri geldiğinde beklemesi, hatta paylaşması gerektiğini ona öğretmeye çalışın. Örneğin başka bir çocuğun elinde olan oyuncağı istediğinde “tamam canım, ben de sana aynısından alacağım bugün” demeyin. Onun yerine başka alternatifler oluşturmaya çalışın. Örneğin oyuncak krizi nedeniyle ağlayan çocuğunuza “hadi parka gidelim” dediğinizde, 15 dakika sonra ne için ağladığını unutacaktır. Çocuğum dert eder, aman eksik kalmasın diye düşünmek aslında ebeveyn olarak bizlerin iç çatışmasından ibaret. Halbuki çocuk bu iç çatışmadan bi haber, çocuk anında yerine koyar, koyamayan bizleriz, kendi egomuz. Egonuza yenik düşmeyin.

Disiplin:

Disiplin konusu ise üzerinde düşünülmesi gereken bir diğer konu. Çocuğunuzun iç disiplin kazanabilmesi için ona model olun. Disiplin, yanında irade ve sorumluluk getirir. İrade yeteneği gelişen bir çocuk, kendi kendine seçimler yapabilir. Bu da çocuktaki özgüven duygusunu tetikler. Gördüğünüz gibi çok iç içe kavramlar hepsi. Peki ya nasıl disiplin sağlayabilirim derseniz: TONLAMA.

 

Sadece tonlama yöntemiyle, sinirlenmeden, bağırıp çağırmadan çocuğunuzun belirli durumları anlamasını sağlayabilirsiniz. Bunun yanı sıra sadece yanlışları değil, aynı zamanda doğruları da gören bir ebeveyn olmalı, beklenmedik olumlu davranışlarını “bunlar nasıl olsa olması gereken” diye düşünerek görmezden gelmemelisiniz. Yeri geldiğinde çocuğunuzu takdir ederek, doğru yaptığı davranışların pekişmesini sağlayabilirsiniz.

 

Disiplin konusunda en önemli diğer bir konu ise, çocuğa doğru rol model olabilmektir. Siz eğer evinizde çocuğunuzun ipad, akıllı telefon gibi cihazlarla fazla vakit geçirmesini istemiyorsanız, sizde bu aletleri bir kenara bırakmayı öğrenmelisiniz. Ne demiştik konuşmanın en başında, sözle değil, hareketle!

Normalleşme

Ruhsal sapmalar nelerdir?

“Yapma, etme” şeklindeki söylemler, karakteri baskı altına almak, “sen bunu yapamazsın/beceremezsin” şeklindeki cümleler çocuklarda çeşitli ruhsal sapmalara neden olabilir. Güçlü çocuklarda bu sapmalar itaatsizlik, mutsuzluk, sabırsızlık, aşırı derece güç isteği ve bencillik şeklinde ortaya çıkarken; zayıf çocuklarda yalan, saklanma, boyun eğme, güvensizlik şeklinde ortaya çıkabilir. Bu tarz sapmalar son derece normaldir ve her biri klinik bir vaka olarak değerlendirilmemelidir.
Sevgi, ruhsal doyum, iletişim, çevre ve birebir anne baba ilgisi ile bu tip problemler çözülebilir. Eğer çocuk normalleşme yolunda ilerler ve bu sapmalardan uzaklaşabilirse, ilerleyen dönemlerde akademik başarılar elde edebilir.

Zeka, hayal gücü ve merak eğitimi:

Bu felsefenin diğer bir ilkesi ise pratik yaşama dönmekten geçiyor. Çocuk odaklan dediğinde odaklanmaz. Çocuğunuzun odaklanabileceği durumlar yaratın. Üstelik günlük hayatın içerisinde bu kesitleri yakalayabilmek oldukça olası. Örneğin mutfak işleri, oda temizliği, çamaşır asma gibi en temel ev süreçlerine çocuğunuzu dahil edin. Örneğin çamaşır asma sürecinde size dahil olan bir çocuk, kirlilerin ayrılması, çamaşırların makineye atılması, makinenin çalıştırılması, çamaşırların temizlenmesi, sonrasında askıyı asılması gibi birbirini takip eden bir süreci gözlemlendiğinde farkında olmadan neden-sonuç ilişkisi kurma becerisini geliştirecektir. Pratik yaşam, matematiksel yaklaşımı da öğrenmesine ön ayak olan bir süreçtir.

 

Hayal gücü kavramı 0-3 yaş dönemi çocuklarında oturmadığı için, bu dönem çocuklarınıza hayal ürünü masallar anlatmayın. Çocuklarınıza aldığınız kitaplara dikkat edin, aklınızın bir köşesinde kendini superman zannedip camdan atlayan çocuk hep olsun. Hayal ürünü hikayeler anlatmak yerine anlayabilmesi için somutlaştırmaya çalışın.

 

Merak ise bu yaş dönemi çocuklarının en önemli özelliği. Sürekli soru soruyorsa sorduğu soruların hepsine cevap vermeyin, arada sırada “Bilmiyorum” deyin mesela çocuğunuza. Bu hem sizin herşeyi bilen kişi olmanızı engeller, hem de çocuğunuzun merak duygusunu perçinler. Herşeyi bilmeyen, ama onunla araştırmaya, öğrenmeye meraklı ebeveyn olmaya çalışın. Böylelikle ilerleyen yıllarda oluşabilecek “herşeyi bilen ebeveyn” önyargısının da önüne geçmiş olursunuz.

 

Ve en önemlisi tek bir zümreye ait çocuklar yetiştirmeyin. Başarılı, özgüveni yüksek, mutlu, kendine yetebilen çocuklar yetiştirmek istiyorsanız çocuğunuzun her ortamda bulunmasına imkan tanıyın, ancak iletişim becerisi kuvvetli, her zümreye hitap edebilen bireyler ileride gerçekten başarılı olabilirler. Bir gün sushi yiyorsanız, ertesi gün de Eminönü’nde balık ekmek yemeye götürün çocuklarınızı, metroya tramvaya bindirin. Hayatın, çevresinin farkında çocuklar yetiştirebilmek ve Montessori’yi gerçekten yaşatabilmek ancak bu şekilde mümkün olabilir.

Çiğdem Hanım’ın cümlelerine burada artık son verirken, olur da yazıma bir şekilde denk gelirse eksik ya da hatalı aktardığım kısımlar için şimdiden özür diliyorum kendisinden. Ben balkafa.com üzerinden sorulan sorulara yanıt vermek amacıyla, kendi anladığım ve sindirdiğim şekilde anlatmak istedim bu güzel söyleşiyi. Sonuçta dinlediklerimizden anladığımız şeyler göreceli, ama ben bu haliyle anladığım Montessori’yi daha da çok sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim.

Aslında yazmak istediğim montessori eğitim alanları, montessori eğitmenleri gibi bir kaç konu eksik kaldı, ama bu yazımda çok uzadı. Montessori konusundaki daha bilimsel bilgilere yer vereceğim başka bir içerikte yeni ödevim olsun o halde.

Umarım sıkılmadan okuyacağınız keyifli bir içerik olur sizin için de, zira benim için dinlemesi çok keyifliydi.
sevgiyle kalın 🙂

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz