Amerika’da Doğum Hikayesi

Sizden Gelenler
0 Yorum

Bu hafta “Sizden Gelenler” köşemizde Sezen Ketenci Oy kendi hikayesini anlatıyor:

Tabi ki de her anne adayı gibi benim de tek isteğim,minik lokumuma iyi bir hayat, güzel bir gelecek verebilmek için tüm ihtimalleri değerlendirmekti Amerika’da doğum serüvenime başlarken. Günümüzde insanların bir yeşil kart için onlarca form doldurup, senelerce sırada beklediğini düşünürsek, Lokumumun SADECE Amerika’da doğmasıyla kolaylıkla edinebileceği Amerika pasaportu muhteşem bir “Dünyama Hoş geldin” hediyesi olabilirdi. Kim bilebilir, belki de seneler sonra bir gün, canım ülkemizde bir şeyler yeterince yolunda gitmediği taktirde kullanabileceği, alternatif bir hayata açılan başka bir kapı olacaktı bu pasaport onun için. 6 senedir burada yaşıyor olmama rağmen, burada başladığım doğum sürecimde, beni şaşırtan ve Türkiye’den buraya doğum için gelen onlarca anne adayının haklı isyanını anlamamı sağlayan bir dolu şey oldu. Doktorumu, hastahanemi araştırırken 40 haftalık olmama rağmen doktorların cep telefon numaralarını asla vermemelerine mi, yoksa Amerika’nın en iyisi diye bilinen hastahanelerin lobilerinde uyuyan evsizlere (homeless) mi şaşırsam bilemedim. En sonunda neden çoğu Türkün bir Türk doktor ile Hackensack Hastahanesini seçtiğini anlayıp onların yolundan gitmeye karar verdim.

Hamile olduğumu öğrenir öğrenmez daha önce ismini sıkça duyduğum doktor Hüseyin Çopur’dan randevumu aldım. Daha önce eşimin ablası da Hüseyin Bey ile doğum yaptığı için kendisini şahsen olmasa da iyi tanıyordum. Hüseyin Bey dünya tatlısı, çok ilgili, çok bilgili bir doktor olmasına rağmen Amerika’daki aylık doktor muayeneleri Türkiye’deki kadar keyifli geçmiyor dersem bence pekte haksızlık etmiş sayılmam. Burada doktorlar ultrasonu çok az kullanıyorlar, kullansalar bile kontrollerini yapıp ultrasona son veriyorlar ve bebeğin kime benzediğiyle hiç mi hiç ilgilenmiyorlar maalesef. Bu da doğal olarak Türkiye’deki “gözler sanırım anne ama burun baba sanki” muhabbetini aratıyor. Dolayısıyla profilden çekilmiş 3D ultrason fotoğrafları burada sıkça rastlanan bir durum değil. Yine benim Hüseyin Bey ile muayenelerimden bir kaç ultrason fotoğrafım var şükür, hatta bir kaç kez ultrasondan kısa da olsa Lokumumu gösterdi, fakat inanılması güç ama başka doktorlarla doğum sürecine başlayan arkadaşlarımdan hiç ultrasona girmemiş olanlar bile var.

Hamileliğimin son ayına girince tabi benim tarafımda biraz sinirler gerildi, büyük gün yaklaşıyordu. Normal doğum istiyordum ama acaba doğum nasıl başlayacaktı? Peki sancılarımın yanıltıcı sancı olmadığını ve gerçekten doğumun başladığını nereden anlayacaktım? Doğum sancısı, yanıltıcı sancı deyip duruyorlardı peki bu bahsettikleri 5 dakikada 1’e düşünce hastahaneye gitmem gereken doğum sancısı nasıl bir sancıydı? Peki ya aksi bir şey olduğunda ne yapacaktım??Kafamda böyle beş bin tane soruyla boğuşurken doktorum Hüseyin Bey’den acil durumlarda ulaşabilmek için telefon numarasını istedim gayet doğal olarak. Yani istemiş bulundum. Hüseyin Bey, acil herhangi bir durumda hastahaneye gitmem gerektiğini, hastanedekilerin kendisine hemen ulaşacaklarını söyleyerek cep telefonunu vermeyi nazikçe reddetti, ki şimdi hakkını da yemeyeyim tam da dediği gibi oldu açıkçası. Kendisine ulaşmakta hiç zorluk çekmedik, sekreterine bıraktığımız mesajlara saniyesinde geri döndü ama tabi bu reddediliş beni biraz gurbette hissettirmedi değil. Eee biz doktorumuzla whatsapptan yazışabildiğimiz topraklardan geliyoruz, bu kadar profesyonellik kanımıza dokunuyor. Bu olayı, Hüseyin Bey’in hunharca dedikodusunu yapmak istercesine arkadaşlarıma anlattığımda ise hiç de beklediğim tepkileri alamadım. Meğer Amerika’da sistem buymuş, doktorlar mesai saatinden sonra seninle neden uğraşsınmış. Ne kadar bencilce düşünüyormuşum…

Neyse, doğumumu buranın en iyi hastanesi Hackensack Hastanesi’nde yaptım. Amerika’daki hastaneler hakkında arkadaşlarımdan sıkça duyduğumun aksine hastanemden çokta memnun kaldım diyebilirim. Hamilelik süresince katıldığım “doğuma hazırlık” derslerinde konuşulanlardan biraz anladığım kadarıyla, buradaki hastanelerin bizim Maslak Acıbadem konforundan baya bir uzak olduğunu zaten farketmiştim de “hastane çantasına yastık koymayı unutmayın. Bazı hastaneler yastık vermiyor” uyarısı bana durumun ciddiyetini iyice anlattı. Hatta daha sonra çoğu hastanenin sana özel oda vermediğini ve odanı paylaşmak zorunda kaldığını öğrenince hastanemin koşullarını iyice öğrenmek için daha kapsamlı bir araştırmaya girmek durumunda kaldım diyebilirim. (Tanıştığım çoğu Türk’ün Hackensacki tercih etmesini şuan daha net anlıyorum.) Yakın bir arkadaşıma Manhattan’ın en iyi doğum hastanesinde doğum yaptıktan sonra, ek ücret ödeyip tek kişilik odaya çıkmak istemesine rağmen bunun mümkün olmadığını, hatta odasını başka annelerle paylaşmak zorunda olduğu için refakatçisinin de olmasının mümkün olmadığını söylemişler! Dolayısıyla kızcağız ilk gecesini tanımadığı bir grup anneyle birlikte geçirmek zorunda kalmış.
Hackensack Hastanesi’nin konforu bana anlatılan çoğu hastaneden çok çok farklıydı, hatta Türkiye’yi aratmadı diyebilirim. Hatta yastığımız, yorganımız ve odamızın güzelliğinin dışında hemşirelerin, görevlilerin, doktorların ilgisi, bilgisi, yardımı ile Türkiye’nin baya bir önüne bile geçmiş olabilir. (Türkiye’de doğum yapmadığım için tam olarak kıyaslayamıyorum). Bazen o kadar mükemmellerdi ki bu mükemmelliğe ve fazlaca titizliğe bir Türk olarak uyuz mu olsam (bu kadar titizlik çoğu Türk’e fazla ve gereksiz geliyor, eee sonuç olarak biz “iki uyusun geçer hiç bişeyciği kalmaz” insanlarının arasından geliyoruz) yoksa hayran mı kalsam bilemedim.

Hastanede kaldığım 5 gün boyunca (maalesef sürpriz bir şekilde sezaryana alındığım için biraz uzun kalmak zorunda kaldım, normalde 2 gün sonra çıkış yapıyorsun) her gün bir emzirme uzmanı tarafından ziyaret edildim. Bana uzun uzun ne yapmam, nasıl yapmam gerektiğini sabırla anlatıp yardım ettiler. Ama öyle böyle bir yardım değil yani! Benim diyen can dostun bile sıkılır bırakırdı, en azından yorulurdu yani öyle bir yardım!.. Arkadaş bu emzirmek ne kadar zor, ne kadar sancılı bir süreçmiş. Tamam, gittiğim emzirme derslerinde de uzun uzun çekeceğim zorluklardan bahsetmişlerdi ama ben hiç böyle bir sancı, böyle bir ağrıyı tahmin etmemiştim açıkçası. “Nihayetinde ne kadar zor olabilir ki! Millet sokaklarda emziriyor, e ben tüm teoriyi de ezberledim olaya gayet hakimim. Ağzını kocaman açtığında şööööyyle su açıyla vereceğim mememi o da mis gibi emecek” diye bekliyordum. (ilk 10 gün kabus ama 11. gün gerçekten tüm ağrılar bitiyor ve durum çok keyifli bir hal alıyor, pes etmek yoookkk.)

İlk emzirme çalışmalarım muhteşem emzirme uzmanım Pamela sayesinde başarıya ulaştı (yani ağlayarakta olsa emzirebilmek de bir başarı 🙂 ) Uzun saçlı, her daim makyajlı ve görevini çok severek yaptığı her halinden belli olan bu Amerikalı kadını hayat boyu hatırlayacağım herhalde. Esprili, rahatlatıcı, isini muhteşem yaptığının bilincinde ve onun getirdiği özgüveni neredeyse gözle görülecek bir boyuta ulaşmıştı Pamela’nın. Ben şahsen kadına hayran kaldım “ya bir insan bu kadar mi işini iyi yapabilir” derken muhabbetimizin tavan yaptığını bir anda “Pamela yan odadaki bebek çok ağlıyor, nesi var?” diye sormuş bulundum maalesef ve soğuk bir ciddiyetle “başka hastaların bilgilerini seninle paylaşamam Sezen” cevabını aldım şöyle suratımın tam ortasına. Odamdan çıktığı ilk 5 dakika boyunca onunla ilgili iyi ne varsa unutmuş, ne kadar uyuz bir kadın olduğunu düşünmüştüm ve “yaa ne işimiz var bu manyakların arasında dönelim paşa gibi Türkiye’mize” muhabbeti çevirmiştim arkasından 🙂  İşte tam olarak yaşadığım paradoks tipik bir Amerikalıya karşı duyulan “uyuz mu olsam-hayran mı kalsam” paradoksuydu. Muhtemelen Pamela’ya hastaların bilgilerini kimseyle paylaşma denilmiş, o da buna büyük inanmıştı. Hastane kapısında soyadımın ilk harfinin üstünden tam olarak belli olsun diye 10 defa geçen güvenlik görevlisi gibi. Ah Pamela ne var yani bebeğin neden ağladığını söylesen, ne bu FBI ciddiyeti di mi? Eee diyecek bir şey yok– “welcome to Amerika” – Tipik Amerika insanı, işini muhteşem yapmak seninle muhabbet etmeyi gerektirdiği için muhabbet eder, asla seni sevdiği için değil. Biz tabi alışkınız 5 dakikada kurulan kanka muhabbetlerine, bu tur olaylar surata tokat gibi geliyor. Neyse ki işlerini gerçekten güzel yapıyorlar deyip yutkunmaktan başka da bir şey yapamıyorsun maalesef.

Bebeğimin kilosu ilk günlerde olması gerekenden %1 daha fazla düşünce bunu özellikle çok net anladım. Lokum için özel programlar yazıldı, saat başı kontrol edildik. Bebek doktorumuz tarafından her gün ziyaret edildik, hemşirelerimiz kilosunu her gün tartıp grafiklerini doktorumuza teslim etti. Doktorumuz iki saatte bir arayıp bebeğin durumunu sordu. ( Çocuk doktorunu doğum yapmadan önce seçip, doğumdan önce hastanendeki hemşirelere bildirmek zorundasın. Bu doktor hastanenin doktoru olmak zorunda değil. Doğum gerçekleştiğinde doğumhanede geçici olarak hastanenin çocuk doktoru bulunuyor. İlk kontrolleri o yapıyor. Doğumdan sonra hastane, seçtiğin çocuk doktoruyla iletişim kuruyor ve aynı gün içerisinde ya da bir gün sonra doktorun hastaneye uğrayıp bebeğini tekrar kontrol ediyor. Daha sonra her gün hastaneye gelip günlük kontrollerini yapıp gidiyor.) Söz konusu bebeğinizin sağlığı olduğu anda o uyuz olduğunuz mükemmeliyetçilik ve titizlik tam da aradığınız şey oluveriyor tabi 🙂 Odayı temizleyen görevliden tut, emzirme hemşirelerine, hasta hemşirelerinden tut, yemeklerle ilgilenen görevlilere kadar hepsinin işini ne kadar severek ve muhteşem yaptıklarını görünce Türkiye’de bir şeylerin yanlış gittiğine daha da çok emin olmamak elde değil. Hem de bu kadar güler yüzlü ve yardımcı olmalarını gerektiren hiçbir şey (bahşiş vs.) yapmamışken… ( Geçen ay Acıbadem’de doğum yapan bir arkadaşımın eşi, sezaryana girmek üzere olan anestezi uzmanının kendisine “Bana da bir şey atarsın dimi abi?” diye sorduğunu anlatınca yapılan hizmete daha da çok hayran kaldım. )

Hastaneden tam da çıkış yapacağımız günün sabahı, bebeğimin sıcaklığı olması gerekenden  0.2 C düşük olunca, onun benimle eve gelememe ihtimali olduğunu söylediklerinde, işlerine karşı titizlikleri yine fazlasıyla sinir bozucu bir duruma ulaştı benim için. Amerika’daki her yer gibi, asla ısınmayan odamızın klima sisteminin bu düşüklükte hiç payı yokmuş gibi davranılması da beni iyice çileden çıkardı! Bebeğimi alıp ısıtıcı altına koyduklarında hemşireler benden, bende hemşirelerden pek de haz etmiyorduk :). Odamızda Lokumuma zorla iki kat çorap, 2 kat zıbın giydirmeye çalışırken “Bu nasıl soğuk bir oda, çocuğun midesini üşüteceksiniz” diye söylenen annemi bile karşılarına alıp, emzirilen bebeğin tamamen soyulması gerektiğini söyleyenler kendileriydi oysaki. Ama bebeğimin ısısının 0.2 derece yükselip normale dönmeden benimle eve gelemeyeceğini, hastaneden tek başıma çıkış yapmak zorunda olduğumu tehditvari bir şekilde  söylediklerinde pekte bir şey diyemedim tabi ki. Sonuç olarak Amerika’da doktorların böyle bir yetkisi vardı. Dolayısıyla “Benimle dalga mı geçiyorsunuz odanın her yerine klima vuruyor, bebeğim eve gittiğinde normal sıcaklığına çıkacak” demeyip, onlarla pek zıtlaşmamak en iyi çözüm olarak gözüküyordu. Tamamen dediklerini yaptım, ama sanırım bebeğimi alıp ısrarla eve gitmek istemememi *kötü annelik belirtisi* olarak algılamış olacaklar ki, hastaneden çıkarken bana nasıl iyi anne olunur nutuğu çektiler uzun uzun 🙂 . Bende son dakikada yine bir şey çıkarmasınlar diye yüzümde kocaman bir gülümsemeyle, her cümleden sonra kafa sallayarak dinledim nutuğumu 🙂  (nasıl olsa içimden söylediklerimi kimse duymuyordu!!!) Ve hastanemde geçirdiğim 5 günün sonunda bebeğim ve ailemle evimize doğru yola çıktık. Amerika’da Lokumla geçirdiğimiz 1 ay sonunda pasaportunu aldık ve burada geçirdiğimiz 6 yılın sonunda Türkiye’ye dönüş yaptık dün itibariyle. Arada benim sinirimi hoplatsalar da Amerika’da geçirdiğim doğum sürecimden de hastanemden de, doktorumdan da, hatta bunca şeyin sonunda Lokumuma kazandırdığım Amerika pasaportundan da, orada geçirdiğim 6 senemden de çok mutluyum. Eğer ki bebeğim bir gün kendine dünyanın merkezinde farklı bir hayat kurmak isterse artık bütün kapılar açtık ona. Mutlu olmadığı taktirde ikinci bir hayat seçeneği var. Düşünmesi bile rahatlatıcı…

Şundan tam 30 gün önce karnım burnumda, yatağımda sağımdan soluma bile dönemezken şuan bu yazıyı mis gibi kokan Lokumumun huzurlu koynunda yazıyorum. Doğum sürecimde acil sezaryana alınmamla birlikte yaşadıklarım hiç kolay değildi fakat gerçekten de dedikleri gibiymiş… Lokum kokusu cennet kokusuymuş ve onu bir kez koklamak her şeye değermiş… Bugün Lokumum tam bir aylık oldu, tüm yaşadıklarım bir “anı” oldu bile… Herkese en kolayından, en sağlıklısından, en hızlısından bir doğum dilerim. Siz de doğum hediyesi olarak bebişinize Amerika pasaportu verme niyetindeyseniz bu konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgiler bulabileceğiniz youtube kanalıma (Sezen Ketenci Oy) beklerim. Takipte kalmak için kanalıma abone olmayı unutmayın.

Sevgiler…

Mutlu son 🙂

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz