Aman doktor, canım cicim doktor!

Sinem Yiğit
0 Yorum

Doğumum özel bir hastanede gerçekleşti ve bebeğin doğum sonrası ilk kontrolleri de hastanenin çocuk doktoru tarafından yapıldı doğal olarak.

Sanırım genelde süreç şöyle ilerliyor, doğum sonrası yatışınız boyunca eğer çok ekstrem bir durum yaşanmamışsa günde 1 defa olmak üzere doğum sonrası kontrolleri yapan doktor odanızda bebeği tekrar muayene ediyor ve çıkışınıza karar veriyor. Tabi 5. gün kilo kaybı, sarılık muayenesi, ikinci topuk kanı alımı gibi durumların kontrolü için de hastaneye geri çağrılıyorsunuz. Yine her şey normal giderse ve bir sağlık sıkıntısı yoksa bebek 1 ayını doldurduğunda yine sizi rutin muayene, kalça kontrolü ve aşıya çağırıyorlar. Aynı doktor 1 ay muayenesinden sonra artık onun takibine gerek kalmadığını, istersek başka bir doktora geçiş yapabileceğimizi belirtmişti.

Tabi daha doğurmadan önce ben gözüme bir doktor kestirmiştim aslında, fakat kendisi başka şehirdeydi. Nasıl olduysa şansım döndü ve kendisi İstanbul’a geldi. Geldi de, İstanbul’un benden en uzak çıkış noktasına geldi sağolsun. Günlerce eşime dil döktüm nolur gidelim ona diye, her türlü vicdan hilelerine başvurdum, fakat adam haklıydı. Her kontrol için, hele bir de acil bir durum olsa doktora ulaşmak için 46 km yol gidilmezdi.

Ben 17 yaşıma kadar yalnızca 2 doktor tanıdım. Bir tanesi bebeklik doktorum Haydar Amca, diğeri de adet zamanımı doğru tutturacak kadar beni ve bedenimi/sağlığımı bilen Enrico Bey. Doktor doktor gezmedim çok şükür ve anormal bir durum geliştiğinde bana nasıl bir tedavi uygulayacağını bilen, güvendiğimiz ellere teslim oldum. İstedim ki, oğlum için de böyle bir durum yaratayım.. Ve macera başladı.

Oğlum an itibariyle 9 aylık. İstanbul içinde muayene olduğu toplam çocuk doktoru sayısı 6, homeopat sayısı 2 (homeopat konusu ayrı bir macera olduğundan onu başka bir yerde anlatayım). Bu sayının 3 katı kadar doktor araştırılmış ve elenmiş durumda, 5 isim de yedek listesinde hazır bekliyor. Şey, o değil de, ben ne ara böyle delirmişim diye sorguluyorum rakamlara bakınca?!

Hayır, durun. Delirmedim. Haklıydım! Anlatayım. Doğum doktorumuza toplamda 3 ay devam ettik, yani adam beni salın dedikten sonra 2 ay daha gittik. Ne iyi ne kötü bir şey diyemem; hele hekimliğine, asla. Sıkıntı hastanenin çocuk servisindeydi. Bir türlü planlanamayan randevular, saatlerce bekleme salonunda beklemeler ve en kötüsü de tam sıra size geldiğinde doktorun koşarak doğuma gitmesi. Bir, iki, üç derken canımıza tak etti ve listemizdeki ikinci isme geçiş yaptık. 46 km yol hala gitmedik.

İkinci doktorumuz, efendim Amerika’larda çalışmış, hastaları arasında ünlülerin çocukları da olan, İstanbul’un da ciddi anlamda sayılı kliniklerinden birinde görev alan bir hanımdı. İyiydi, hoştu. Çocuğum için oluşturmak istediğim yolu açık açık belirttim, bir doktorumuz olsun ve tek olsun, yıllarca sürsün ilişkimiz dedim, tüm derdimi anlattım ve fakat o bize hiçbir şey anlatmadı. Hani insan anne baba olarak çocuğun gelişimi normal bile olsa “nasıl normal, normal nedir” duymak istiyor. Çocuğun boyunu söylemeden bizi uğurlamaya kalktığı oluyordu yahu! Zaten o dönem bebeğe uzaydan yanlışlıkla düşmüş maden gibi bakıyoruz, bize bilgi ver kadın! Vermedi, e biz de kendisine yol verdik. 46 km yol hala gitmedik.

Sonraki durağımız İstanbul’un ünlü hastanelerinden birinin en bilindik lokasyonunda yer alan bir hanımdı. Çok severek, isteyerek, güle oynaya gittim. Hatta ilk muayeneden sonra, gönlümde yatan o 46’lık doktoru dahi unutmuştum. Eşim bile sevinerek bu hanım seni zapteder demişti. Ta ki kendisi beni bir muayenede “internet annesi” olmakla yaftaladıktan tam 2 dakika sonra özür dilemek zorunda kalana kadar. Kaçıncı aydaydık hatırlamıyorum, Şafak’ta bebek tiki denen bir hareket peydah oldu. 7/24 gözlem altında tutan anası durur mu, hemmen olayı fark etti ve ilk muayenede doktorla paylaştım. Açık açık yazacağım, doktor hanım benim çocuğuma otizmi yapıştırdığımı, onun bunu anlayacağını, her okuduğumu çocuğuma yapıştırmamam gerektiğini, ay lütfen internet annesi olup da ona gitmememi söyledi. Ben sustum, evladım konuştu. Aramızda bu konuşma geçtikten 2 dakika sonra Şafak bahsettiğim o hareketleri yaptı gözü önünde ve doktor hanımcığım, özür dileyerek gözlemimde haklı tarafların olabileceğini belirtti ve bizi çocuk nörolojisine yönlendirdi.

Yani pardon da, çocuk benim, her anını gözlemleyen, şüphelenebilecek olan ve bilgi verilmesi gereken de benim. İster kör cahil olurum, ister internet annesi olurum, kime ne? Ayrıca çocuk, gelişimi boyunca 100 hareket yapıyorsa sana hepsini söylemiyorum, bir tanesini sormuşum, bana ettiğin lafa bak. Ben sana bir daha çocuğumu emanet eder miyim? Etmem.

Bu arada merak edilmesin, nöroloğa gittik ve problemli bir durum olmadığını öğrendik. Bu sayfada böylelikle kapanmış oldu.

Geri kalan doktorları es geçiyorum, onlarla rutinleri atlattığımız sırada Allah yüzüme güldü, 46 km’nin 15 km’ye indiğini öğrendik. Dünyalar benim oldu! Gönlümün doktoruna kavuştum sonunda. İçim çok rahat. Beslenme programını, gelişim takibini, önerdiği kitap ve oyuncakları gözüm kapalı onaylıyorum. Bir sorun çıkmazsa oğlum için istediğim o plan son doktorumuzla yürüyecek gibi.

Demem o ki, en değerli varlığınızı iki dudağının ucundan çıkana koyun gibi baktığınız doktorların eline bırakıyorsunuz. Bu doktor seçimini ailenin içine sindire sindire yapması gerektiğine inanıyorum. Belki bizim hikaye çok çetrefillidir, belki ben ikna edilmesi ve güvenmesi zor bir insanımdır, bilemem. Ama ikna olana kadar yılmadığım için bir anne olarak mutluyum ve inanın çok rahatım. Hatta annelik içgüdüsünün her yerde olduğu gibi burada da devrede olduğuna inanıyorum. O sesi dinleyin, güveni bulmadan da aramaktan vazgeçmeyin.

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz