Aile İçi Şiddet

Zehra Altınkese
0 Yorum

İnsanlık tarihiyle neredeyse özdeş bir süreci kapsayan şiddet olgusu, yaşamımızın hemen her alanında karşımıza çıkmaktadır. Şiddet birçok insanın hayatını, fiziksel – ruhsal sağlığını, huzur ve mutluluğunu etkileyen gizli bir tehlike olarak çığ gibi büyümeye devam etmektedir.

Üzerinde önemle durulması gereken bir başlık olarak şiddet kavramının nasıl tanımlandığına birlikte bakalım. Dünya Sağlık Örgütü şiddetin tanımını şu şekilde yapmaktadır: “Fiziksel güç veya kuvvetin, amaçlı bir şekilde kendine, başkasına, bir gruba ya da topluluğa karşı fiziksel zarara veya fiziksel zararla sonuçlanma ihtimalinin artmasına, psikolojik zarara, ölüme, gelişim sorunlarına neden olacak şekilde tehdit edici biçimde ya da gerçekten kullanılmasıdır.” Daha genel bir tanım yapmak gerekirse şiddet, bireylerin yaralanmasına, sindirilmesine, öfkelenmesine veya duygusal baskı altına alınmasına yol açan davranış ve yaklaşımların tümüdür.

Yazımda ağırlıklı olarak üzerinde duracağım “Aile İçi Şiddet” kavramı ise, yukarıda tanımını yaptığım şiddet olgusunun, eşler ve aile bireyleri arasında gerçekleşen, genellikle ev içerisinde ortaya çıkan durumudur. Aile içi şiddet günümüzde çoğunlukla erkek tarafından kadına uygulanan şiddet şeklinde görülmektedir. Aile içinde eşe şiddet uygulanıyorsa, çocuğun şiddete şahit olma ve şiddete maruz kalma olasılığı da yüksek olmaktadır.

Şiddet türleri nelerdir?

  1. Sarsma, hırpalama, tokat atma, dayak atma, bireye cisimler fırlatma, saçından tutarak sürükleme, itme, sopa ile dövme, ellerini kollarını bağlama, kesici delici aletlerle üzerine yürüme ve bunları kullanarak kişiyi yaralama veya öldürme gibi durumlarla karşımıza çıkan “fiziksel şiddet”, malesef aile içi şiddetin en sık uygulanan biçimidir
  2. Sevgi ve ilgi yoksunluğu, sevecen davranmamak, aşağılama, insanın içindeki umutları yok etme, zor günlerde destek vermeme, inandığı, önem verdiği değerleri görmezlikten gelme, yabancı gibi davranma gibi örnekler “duygusal şiddet” başlığı altında tanımlanmaktadır. Duygusal şiddetin amacı, şiddet gören kişinin kendisine ait saygısını kaybettirmek, kişiyi korkutmak ve kendini güçsüz hissetmesini sağlamaktır.
  3. “Sözel şiddet”e ilişkin en belirgin davranışlar ise, kişinin değer verdiği konulara yönelik güven sarsmak ve kişiyi yaralamak amacıyla belirli aralıklarla çok ağır hakaretler ve sözler söylemektir.
  4. “Cinsel şiddet”, kişinin isteğine aykırı olarak cinselliğin sindirme, denetleme ve tehdit aracı olarak kullanılmasıdır. Kadınla zorla ilişkide bulunmak, aşırı kıskançlık, evlilik içi tecavüz, ensest, istenmeyen cinsel pozisyonlar veya kişiyi fuhuşa zorlamak cinsel şiddete örnek olarak gösterilebilir.
  5. Son olarak “Ekonomik şiddet” şu durumlarla tanımlanmaktadır: Kişinin istediği dışında gelirine el konulması ve bu gelirin aile içi ihtiyaçlar gözetilmeksizin bireysel harcamalara yönelik kullanılmasıdır.

Tüm bu şiddet türlerine başvuran kişi neden böyle davranıyor, şiddet uygulama veya şiddete maruz kalmadaki risk faktörleri nelerdir hiç düşündünüz mü?

Sosyal öğrenme teorisi nedir?

Bu soruya verilecek cevapların en önemlilerinden bir tanesi Sosyal Öğrenme Teorisidir. Sosyal Öğrenme Teorisine göre öğrenme bir süreçtir. Bu süreç içerisinde kişi belirli bir davranışa dair bir takım olumlu ve olumsuz tanımlamaları sosyal çevresiyle (aile bireyleri, arkadaşlar, öğretmen vb.) iletişiminde öğrenir. İnsanlar küçük yaşlarda maruz kaldıkları ya da şahit oldukları davranışları modeller ve taklit ederler. Doğrudan ya da dolaylı olarak anne-baba yada yakın akrabalarının şiddet içeren davranışlarını öğrenen çocuk bu davranışları ilk olarak pekiştirmeye, ilerleyen ergenlik ve yetişkinlik döneminde ise uygulamaya başlar.

Geçmişte aile içi şiddet olaylarına maruz kalan veya şahit olan çocuklar gelecekte aile içi şiddet olaylarına daha fazla karışma ihtimali taşırlar. Bu çocuklar şiddetin aile içinde kabul edilebilir, sorun çözmede ve başkalarının davranışlarını değiştirmede etkili bir metot olduğunu öğrenirler, dolayısıyla büyüyüp aile kurduklarında kendi ailelerine de şiddet uygulama eğilimde olurlar.

Aile içi şiddet olgusunun diğer bir nedeni de,  genellikle sosyokültürel olarak erkeğin kadından üstün görülmesi, kadının sosyoekonomik bir güce sahip olmasına rağmen kadın ve erkek rollerinin birbirinden keskin çizgilerle ayrılmasıdır.

Aile içi şiddet nasıl önlenebilir?

Halk sağlığı alanında aile içi şiddeti önlemek amacıyla yapılan girişimler genel olarak üç seviyede değerlendirilmektedir: Birincil önlemler, problem ortaya çıkmadan önce müdahale etmeyi; ikincil önlemler, problemin varlığına ilişkin ilk işaretler belirdiğinde sorunun ortaya çıkma sıklığını azaltmaya yönelik girişimleri; üçüncül önlemler ise sorunun artık oldukça yaygın olduğu ve zarar verme boyutuna ulaştığı durumlarda harekete geçmeyi içermektedir.

Birincil önlemlere, aile içi şiddet ve alternatif çatışma çözme yöntemleri hakkında öğrencileri bilgilendirmek, halka aile içi şiddet ve şiddete maruz kalanların başvurabilecekleri servisler hakkında farkındalığı artırıcı eğitimler yapmak örnek olarak verilebilir. Aile içi şiddetin tolere edilemez bir durum olduğunun altının çizilmesi amacıyla kişileri, hakları ve yürürlükte olan yasanın ilgili maddeleri hakkında haberdar etmek, farkındalığı artırabilmek için medyayı kullanmak ve mağdur kişilere arka çıkan dernekleri desteklemek birincil önlemler anlamında oldukça önemli girişimlerdir. Özellikle kadınların bu tarz olaylara daha sık maruz kaldığı düşünüldüğünde, onların statüsünü güçlendirmek için çalışma ve eğitim alma imkanlarını artırmak, politik aktivitelere eşit katılımlarını sağlamak gerekmektedir.

İkincil önlemler, belirli davranışlarda bulunduğu tespit edilmiş (örn., kız arkadaşına şiddet uygulayan) ya da aile içi şiddet açısından risk oluşturabilecek özellikleri olan (örn., daha önce şiddet uygulamış olması) kişileri kendine hedef alır. Bu çalışmalar, aile içinde şiddet yaşanma riskinin yüksek olduğu aileleri ziyaret etmeyi ve flört döneminde partnerine şiddet uygulayan ergenleri hedef alan programları içerebilir.

Son olarak üçüncül önlemler ise, şiddeti uygulayanların ve buna maruz kalanların belirlenmesi ile birlikte şiddete başvuranların alacakları cezaların, tedavi şekillerinin ve mağdurlara sunulan yardım imkanlarının belirlenmesini temel alan programları içermektedir.

Aile içi şiddet kavramını ele aldığım bu yazımda, şiddet ve aile içi şiddet olgularını kısaca tanımlamaya çalıştım. Şiddet uygulanması ve görülmesi durumlarında etkili olan risk faktörlerinin üzerinde durarak, bu durumu önlemek amacıyla nasıl tedbirler alınması gerektiğine vurgu yapmaya çalıştım. Umut ediyorum, önemli bir konu olan şiddete dikkat çekmeyi başarabilmişimdir.

Son söz olarak, şiddet bir insan hakları ihlali ve suçudur. Birey, toplum ve devlet olarak şiddete uğrayan kişilere her türlü desteğin verilmesi için çalışılmalıdır. Özellikle toplumda şiddet gören çocuk sayısı ne kadar azalırsa, bu çocukların yetişkin birer birey olduklarında kendi ailelerine şiddet uygulama ihtimallerinin o oranda önüne geçilebileceği unutulmamalıdır.

Sevgi hissedilebilir, sevgi öğrenilebilir. Yüreğinizde hissedebilmeniz ve korkmadan öğrenebilmeniz dileğimle…

 

KAYNAKÇA

  • Mavili, A. (2014). Aile İçi Şiddet Kadının ve Çocuğun Korunması. Ankara: Elma Yayınevi.
  • Özgentürk, İ., V. Karğın ve H. Baltacı. (2012). Aile İçi Şiddet ve Şiddetin Nesilden Nesile İletilmesi. Polis Bilimleri Dergisi, 14(4).
  • Page, A. Z. ve M. İnce. (2008). Aile İçi Şiddet Konusunda Bir Derleme. Türk Psikoloji Yazıları, 11 (22), 81-94.
  • Şahin, G. A. (2010). Aile İçi Şiddet Kavramı ve Aile İçi Şİddetin Uluslararası ve Ulusal Hukuki Belgelerdeki Dü İ.Ü.S.B.E. Özel Hukuk Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi. İstanbul.
0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz