Adım Adım Baba Olmak

Sizden Gelenler
0 Yorum

Bu hafta “Sizden Gelenler” köşemizde Fırat Demiralp kendi hikayesini anlatıyor:

Hiç bir zaman sihirli değneklere inanan bir adam olmadım. En azından otuz yaşıma kadar böyleydim ve yirmi dokuz yaşındaki Fırat’ın çocuklarla vakit geçirmekten keyif alıp almadığını sorarsanız, samimi cevabım “Hayır” olacaktır. Bu arada ben Fırat, otuz yaşında bir kız çocuk babası oldum ve hayatım değişti. Kendimden üçüncü tekil şahıs olarak bahsetmek dışında kızımla zaman geçirmekten, onunla oyun oynamaktan ve kişisel gelişimine tanık olmaktan tarifsiz bir keyif alıyorum ve bugün bana eşlik ederseniz size bu değişimden bahsetmek istiyorum.

Bu hayattaki büyük değişikliklere hazır olmak diye bir şey yok sanırım. Elimizden geldiğince hazırlanabiliyoruz, ancak değişim gerçekleştiğinde işte o zaman tam olarak uyumlanabiliyoruz.

Bazı insanlar bir gün çocuk sahibi olma fikrine daha uzakken, bazıları daha yatkındır. Kendimi hep bir aile insanı olarak gördüğümden, ben ikinci gruptandım hep. Buna rağmen iş ciddiye bindiğinde, kafamda çocuğumla iletişimimin nasıl olacağı, bunu başarıp başaramayacağımı çok sorgulamaya başladım. Bunda haksız da sayılmazdım. Kızımın doğumuna kadar yeğenlerimi bile kucağıma almaktan korkardım ben. Bebeklerin karşısına geçip türlü şebeklikler yapabilmek gibi bir yeteneğim de yoktu. ( Tespitim, bunun bazı babalarda doğumun ikinci ayında gelişen hormonal bir değişiklik oluşu. En azından bende böyle oldu )

Bir aile dostumuzun, sekiz dokuz aylık çocuğunu kucağıma verdiğini hatırlıyorum. Elim ayağıma dolanmış, amatör bir pandomimci gibi hareketlerime hakim olamamıştım. Evet, güzel gülüyor ve tatlı tatlı bakıyordu ama bu koca kafalı şeyi eğlendirmeyi nasıl başarabilirdim?

Kollarından tutup, yukarı aşağı sallasam? Korkmayın kollarını yani… Bazıları çocuktan “uçak” yapıp, o sırada da “uçtuuu” gibi şeyler söylüyorlar, bence ben denemesem iyi olurdu. Emanetti sonuçta. Hem gerçekten uçabildiklerini sanmıyordum.

Abarttığımı düşünüyorsunuz biliyorum, haklısınız da ama çok az abartıyorum. İyi ki üniversite çağımda yaşadığım bu tecrübeye eşim tanık olmadı, yoksa muhtemelen kızım dünyaya gelmemiş olurdu. 🙂

Sihirli değneğe gelince, bir kaç ay arayla iki değnek değdi kafama. İlki dürttü. İkincisi baya baya vurdu ve ben başka bir adam oldum.

İlki kızımın kalp atışlarını ultrasonda dinlediğim o andı. Daha önce hissetmediğim bir sorumluluk duygusu ile dolduğumu bugün gibi hatırlıyorum.

İkincisi de doğduğu gün… Hem de neredeyse her anı…

Doğuma girdim. Girmemek benim için bir seçenek bile değildi. Eşim doğuma girmeme durumumda beni öldürmekle tehdit ettiğinden değil, tabi ki ona destek olmak ve bu büyülü anı kaçırmak istemememden. İyi ki de oradaydım. Bunu, aksini düşünen tüm baba adaylarına tavsiye ediyorum. İnsanın kendisine benzettiği ufak bir yaratığın bu dünyaya merhaba demesine tanık olmak kadar farklı bir his yok.

İlk gece, hasta odasındaki refaketçi kanepesinden kalkıp sık sık kızımı izlemeye gittim. O kadar küçük ve o kadar bana bağlıydı ki… Ve rüya görüyordu. Rüyasında irkildi. Korktuğunu sandım, tek parmağımla kafasını okşayarak, sakinleştirmeye çalıştım ve belki başardım, belki de o doğal süreci ben buna yordum ve birazdan kızım huzurla uykusuna devam etti. Gözlerim dolmuştu. Bu küçük ölçekte bir hayatın özetiydi artık, sağlığım ve gücüm yettiğince onun yanında olacaktım.

Fırat ve Nil 🙂

Sonraki aylarda ne mi oldu? Bir baktım ki karşısına geçip türlü şebeklikler yapmaktan acayip bir keyif alıyorum. Onun oyunlarına katılıp, kurduğu hayal dünyasına kendimi kaptırmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Hatta ilgisini çekecek oyunlar şekillendirip, birlikte o senaryoların içine dalıyoruz. Uyku sorunu çekip gecenin birinde uyanıp, sabahın altısında uyuduğu zamanlarda bile kurduğumuz oyunlarda sıkılmadığımı fark ettim. Samimi olalım, bu mucize değil de nedir ?

Kafasında benim gibi soru işaretleri olan baba adaylarına şunu diyebilirim ki, kendinizden şüphe etmeyin. Akışına bırakın ve anın tadını çıkarın, zaman gerçekten çok hızlı ilerliyor ve ufaklıklar o kadar hızlı büyüyor ki birlikte geçirdiğiniz her saniye çok değerli.

Unutmadan, evet artık uçak yapabiliyorum. Hem de kızımın kafasını sağa sola çarpmadan. 🙂

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz