3 Yaş Çok Güzel, Gelsene!

Berna Salkaya
0 Yorum

Yazacaklarımın bütünü başlıkta saklı aslında arkadaşlar.

3 yaş çok güzel, güzel ne kelime harika hatta. Adeta bir mihenk taşı. Öpülesi, sevilesi, eğlenceli, şaşırtmalı, KONFORLU !!!! canım 3 yaş. 🙂

………

(Bu yazım tatilin yüzde 90’unda çocuk peşinde koşup, geriye kalan yüzde 10’luk zamanda sadece temel ihtiyaçlarını karşılamayı başaran ve “gerçek bir tatili tekrar ne zaman yapabileceğim??” diye soran tüm ebeveynlere gelsin… )

Her zaman söylediğim gibi hepimizin çocukları, her birimizin karakteri, mutluluk anlayışımız ve hayattan beklentilerimiz birbirinden farklı.. Birimizi çok sıkan bir mevzu, ötekimiz için “oh be dünya varmış…” dedirtebilir. Ben mümkün olan en objektif şekilde kendi kendimi değerlendirmeye çalıştığımda, “durumu kabullenmek ve geleni karşılamak” konusunda başarılı görüyorum kendimi. Çünkü konu her ne olursa olsun, geleni kabul ettiğimde işler kendiliğinden yoluna giriyor.

3.5 yıllık ebeveynlik tecrübelerimden yola çıkarak size verebileceğim en net öneri bu:

İçinde bulunduğunuz durumdan yakınmak yerine geleni kucaklayın.

Neden mi? Çünkü uyuyamayan bebeklerde bir gün kendi kendine uyumayı öğreniyor. Yemek yemiyor diye arkasından kaşıkla koştuklarınız “anne çok karnım acıktı” diyerek gece uykusundan uyanabiliyor mesela. “Acaba ne zaman kendi kendine oynamayı öğrenecek??” dedikleriniz bir anda özgürlüğünü ilan edebiliyor. Siz bu yaş 2 sendromu biter mi acaba diye düşünürken, o çoktan sendromsuz bir sabaha uyanabiliyor kahkahalarla..

Yaşadım hepsini, oradan biliyorum. 🙂

O yüzden kendinizi bunaltmanıza, ya bu çocuk acaba ne zaman büyüyecek diye dertlenmenize gerek yok. O kadar güzel büyüyorlar ki, sanki güzel bir filmin en eğlenceli sahnesini izliyormuşum gibi geliyor bana. Özellikle bu yaz başından itibaren bu duyguyu çok ama çok net yaşıyorum.

Nasıl oluyor derseniz…

Yemeklerini kendi yiyor artık. Acıktığını düzenli olarak söylüyor. Benimle mutfağa girmekten ve yemek yapmaktan müthiş keyif alıyor. Evet kontrol edemediğim anlarda, dökülen kırılan çok oluyor; ama birlikte bir şeyler yapmanın zevkini yaşarken bana daha çok katıldığını hissettiriyor. Tereyağını eritiyor, soğanlarını kavuruyor, sıcağın üzerine soğuğu dökmeden önce üzerine sıçramasın diye uyarıyor beni. Peki ya sonra eli değen şeyi afiyetle yemesi…. Evet diyorum, bu kız büyüyor. O yemeği yerken, benimde onu yiyesim geliyor..

“Uyku saatin geldi tatlım” cümlesini bir kere kurmam yeterli oluyor. Peşinden koşmama, rutinleri hatırlatmama gerek yok. Sütünü içiyor, çişini yapıyor, dişlerini fırçalıyor ve yatağına yatıyor. Kendi başına uyuyor üstelik, sadece koridorun ışığını açık bırakmam yetiyor. Bitmeyen masal ve yerde uyumasını bekleyen anne-baba devri kapandı. ( Daha önceki yazılarımı okuyanlar, Pera’yı uyutma sürecinde neler yaşadığımı bilir. 🙂 ) Hava kararmaya başladığında “Birazdan uyumam gerekecek, uyku vaktim gelmeden oyun oynayabilir miyiz?” hesabı yapabiliyor mesela.

Bu yılki tatillerin tadından  geçilmiyor. Kendi kendine arkadaş edinip, saatlerce onlarla oynayabiliyor çünkü. Anne gel, baba hadi… vs durumları yok. Arada yanımıza gelip, “Sen kitabını okuyabilirsin annecim, ben arkadaşlarımla oynayacağım” diyip, vereceğim cevabı bile dinlemeden basıp gidiyor. İnanması güç ama bu yıl çıktığımız ilk tatilde bir roman bitirdim ve ikincisine başladım. Tatilimizin yalnızca 5 günlük olduğunu da belirteyim. 🙂

Baya baya halden anlıyor artık. Tatilde fiziksel durumumu epey etkileyen ciddi bir rahatsızlık geçirdim. Öldürmeyen ama süründüren cinsten. Belki duyanınız vardır, bartholin kisti diye bir şey.  Ne kadar çaktırmamaya çalışsam da, iyi olmadığımı anlayıp “sen dinlen annecim, ben mini clubte oynarım, arkadaşlarımla havuzda yüzerim, yemeklerimi kendim yerim” diyerek hiç yük olmadı bana. Sadece bana değil eşime de o kadar güzel zaman yarattı ki, onun kendi kendine yetebilmesini hayranlıkla izledik. Şezlongda güneşlenerek ve kitap okuyarak çok konforlu bir tatil geçirdik ikimizde. İnanılır gibi değil değil mi 🙂

(Dip not: Umarım bu hastalığa hiç aşina olmazsınız ama olurda bir gün denk gelirseniz, “ne olacak canım, alırım ilaci geçer”deyip hafife almayın. En son gün beni ne olur ameliyata alın diye ağlıyordum çünkü..)

Hafta içi çalışmamız gerektiğini, hafta sonlarının ve tatillerin bize ait olduğunu biliyor. Bizi işe kendisi uğurlarken, pazartesiden cumanın planını yapabiliyor artık. Benimle alışverişe çıkmak, babasıyla Kadıköy’de köfte yemek istiyor mesela. Evden çıkmadan önce kıyafetlerini seçiyoruz birlikte, aynaya bakıp “olmuş mu Onur?” diye soruyor. Sonra yedek kıyafetlerini de mini sırt çantasına koyup çıkıyor. Bazen küçük bir oje, ya da minik bir küpe ile dönüyorlar eve. Mutlu olmayı beklediği gibi, mutlu etmeye de çabalıyor. “Sana çok yakışacağını düşündüm” diyerek veriyor hediyesini. Ah diyorum, bu çocuk bir cümle ile nasıl bu kadar kalbime dokunabilir, ama oluyor…

Arada ağlamıyor mu, tabiiki ağlıyor. Tutturuyor, inatlaşıyor. Küsüyor yersiz şeylere. İşine gelmeyince “siz beni sevmiyorsunuz”larla yapılan duygu sömürüleri de tam kıvamında.. Ama bunlar, yukarıdakilerin yanında gerçekten devede kulak kalıyor. İçten gelerek attığı her kahkaha böylesine bir motivasyon kaynağı olunca, resetliyor beynim sanırım kendini.

E daha ne olsun, yetmez mi?? Özetle 3 yaştan sesleniyorum. Burası çok güzel, gelsenize. 🙂

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz