1 Beden, 3 Ben

Selin Atacan Oral
0 Yorum

Sizce bir kadın doğduğu günden, 38 yaşına gelene kadar kaç kere değişebilir?
Bence 3 kere…
Nasıl yani ? Açıklayayım;

Doğduğunda evinin minicik kızıdır ve zamanla büyür. Yaşadığı her gün yeni deneyimler kazanır. Her yaşında yeni bir kız olmaya alışır. Delikanlı çağlarını yaşar, ergenleşir, dinginleşir…İşte burada evliliğine adım atar, kadın olur. Zamanla iki kişilik aşk az gelir. 🙂 Büyüsün ister… Devreye annelik girer. Yani, arkayı üçler; belki de dörtler.. Kim bilir?? Kimine göre iki kişilik aşk yeter de artar…
Böylece bir dokunuş, bir kadını tam üç kere değiştirir.
Evinin kızı iken, kendi evinin kadını, hızına yetişilemez bir de annesi oluverir.
Bu da 38 yıllık hayatının en kısa özetidir kadının.

O kısacık hayata şuana kadar yaşadığı ömrünü sığdırabilen kadım benim işte. Karşınızda benim hayatım. Çokça sevgi sığdırdığım ve hala da sığdırmaya devam ettiğim hayatım.

Her değişim, beraberinde hem şanslar, hem de zorluklar getirir. İnsanoğlu her şeye alışır derler ya, yaşadıkça alışılmayacak mutluluk ta, acı da yokmuş meğer… Yeter ki, insan hayatını AŞKla yaşamayı seçebilsin.

Doğumla başlayabiliriz mesela. Ben 7 aylık prematüre bir bebeğim. Doğumda annesinden ayrılan ve yaşamıyor diye bir köşeye atılan. Şans eseri bir hemşirenin; “Doktor bey bu bebek kıpırdıyor” dediğinde, tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başaran o şanslı kızım. Yaşamadığım rivayetinden hareketle annemin sütünü doğum anında kesmişler ve benim yaşadığımı fark edince de geri dönüşü olmamış. Bense, uzun bir uğraş sonucunda yaşatılmak üzere 40 gün sürecek küvez sürecine alınmışım.

İstanbul’da Kadıköy Şifa Yurdu’nda 18/10/1980 tarihinde doğdum ve Ankara’da büyüdüm. Taaa ki, 25/12/2006 tarihinde
İstanbul’a taşınana kadar. O tarihten beri o doktora bir gün denk gelir de, “Bak ben yaşıyorum, senin yaşamıyor demene inat, yaşıyorum ve gülüyorum.” diyebilmeyi o kadar çok istiyorum ki. Fakat doğum kayıtlarım olmadığı için o doktor dahil, hiç bir bilgiye ulaşamıyorum annemin anlattıkları dışında.

Sonra mı? Sonra hep güldüm. Her şeye ve yaşamımı zorlaştırmaya çalışan her şeye inat… İşte bu benim aynı bedende, ilk değişimim.

Prematüre olmanın zorluklarını bir kenara koyuverin, yılların nasıl geçtiğini anlayamadığım kadar kısa zamanda; 03/09/2005 tarihinde, bir evin sevgili evladının, biricik eşi oluverdim. Bu yazıyı yazarken tarih 14/02/2018, yani bundan tam olarak 14 yıl önce bugün, çok sevgili eşimin hiç sevmediği bir günü bizim için özelleştirdik. Gel dedim, “14 Şubat’a biz bir anlam yükleyelim ne dersin?” Kırmadı beni ve aile büyüklerini yanına alarak, Ankara Bahçelievler’deki evimizin kapısını çaldılar. Ailemin karşısına geçip, “Hani bu gülmeyi çok seven kızınız var ya, onun ömrünün sonuna kadar ve ömrüm
yettiğince, gülmesi için elinden geleni yapacağım. İzniniz olursa kendisi ile yollarımızı birleştireceğiz” dedi. Ve, bu sayede aynı bedende, ikinci değişimimin başlangıcına adım atmış oldum.

Yazmaktan çok keyif aldığım bir cümle var. Kayıtlara geçmesi için burada da yazacağım. “Aşk başta iki kişilikti, baktık olmadı arkayı dörtledik.” Mart 2011 ve Aralık 2012 den beri annelik serüvenimi yaşıyorum. Yok canım, bu serüven tabi ki sadece gülerek geçmiyor. Ağlayabiliyorum, kızabiliyorum, üzülebiliyorum, sebepsizce durabiliyorum ve insan aklının alamadığı milyonlarca duyguyu bir arada yaşayabiliyorum.

Sonra sevgili Manyak Anne geliyor ve onu kitap yapıyor. “Ben yapmadım, hormonlarım yaptı.” İtiraf ediyorum hakim bey/hanım, gerçekten son 7 senedir yaşadıklarımı ben yapmıyorum. Buyrun size aynı bedende, üçüncü değişim.

İnsanoğlu her şeye alışıyor dedik ya, bazı şeyler var alışamıyorsun. Kalbin, aklın, duyguların ve hatta mantığın bile kabul etmiyor.
Hadi sıralayalım;
– Ne zaman doğmuştum? Ne zaman büyüdüm?
– Okul ne zaman bitti?
– Arkadaşlarım neredeler?
– Bu beyaz elbise ne?
– Ben bunu giyip annemle babama el sallayacak kadar ne ara büyüdüm?
– Karnımdaki bu şişlik ne? Üstelik de hareket ediyor??
– Bu kollarımdaki kim?
– Sonra bir kere daha?

Kabul edebilen 38 yaşında bir kadın varsa, beri gelsin. Önünde saygı ile eğilmeye hazırım. Sizi bilmem ama, hadi bir itirafta daha bulunayım. Ben 23 Nisan’da, 19 Mayıs’da, okul açılışlarında, karne günlerinde hala ağlıyorum. Etrafımdakiler sanıyor ki, kendi çocuklarımı gördüğüm için ağlıyorum. Hadi canım sende, onları kandırabiliyorum da, bu koca bedende ki küçücük beni kandıramıyorum. İçimdeki minik çıkıyor sahneye, ve sorduruyor kendime, Selin sen ne zaman bu kadar büyüdün ?

Bir bedende, üç değişim olsa da temelde, biz kadınların milyonlarca mesleği var hayatlarında. İyi ki dediklerimiz, offff yeter dediklerimiz. Bazılarına işine her gün gitmekten keyif alan insanlar gibi AŞK ile bağlıyken, bazılarına her gün işe gittiğine lanet edenler gibi nefretle bakıyoruz. Sonra yolumuzu bulmaya çabalıyoruz. Benim 37 yıl sonra yapmayı başardığım gibi. Bugün tam olarak dört tane mesleğim var her gün gitmekten keyif alan insanlar gibi AŞKla sarıldığım;
1. Anne ve babamın kızıyım
2. Ahmet’in eşiyim
3. Derin ve Doruk’un annesiyim
4. Pastacıyım.
Merhaba Ben… Seni seviyorum. Bunu sana her zaman söylemiyor olabilirim. Madem 14 Şubat, bari bugün söylemiş olayım.
Hayat bana verildiğin günden beri, yaşamıma iyi ki diyeceğim milyonlarca şeyi kattığın için seni de çok seviyorum…
İyi ki…

0 Yorum

Bu yazılar ilginizi çekebilir!

Yorum Yaz